18 Haziran 2022

Dünya krizden krize

Görünen o ki petrolden, doğal gazdan, aşıdan sonra, gıdaya erişim de artık uluslararası diplomaside kullanılan araçlardan biri hâline geliyor

Kriz sözcüğü günlük yaşantımızın bir parçası haline geldi. Suriye krizi, Ukrayna krizi, göçmen krizi, Yunanistan'la kriz, NATO'da kriz derken gün geçmiyor ki kendimizi yeni bir krizin içerisinde bulmayalım.

Kapıdaki gıda ve açlık kriz

Küresel düzeyde önümüzdeki dönemde insanlığın önündeki en büyük iki tehlikenin enerji ve İklim krizleri olması bekleniyordu. Şimdi bunlara bir de gıda ve açlık krizi eklendi. Başta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Gutteres olmak üzere, bu alandaki uluslararası kuruluş temsilcilerinin ve uzmanların hemen hepsi, gıda ve açlık krizinin yol açacağı tehlikenin büyüklüğüne dikkat çekiyorlar. Güya, Birleşmiş Milletler'in benimsediği" Bin Yıl Kalkınma Hedefleri"nden birincisi, aşırı yoksulluğun ve açlığın yeryüzünden tamamen yok edilmesiydi. Bu gidişle tamamen yok edilmek bir yana, açlık daha da büyük bir hızla yayılacağa benziyor.

Dünya daha önce de ekonomik, sosyal ve siyasal nedenlerle birçok kez açlık krizi yaşadı. Ama bunlar Afrika, Güney Asya, Uzak Doğu gibi coğrafi bölgelerle sınırlı kaldı. Bu kez tüm insanlığı vuracak bir gıda krizinden korkuluyor. Kasaları parayla dolu olan ülkelerin bile yeterli gıdaya ulaşamama olasılığı var. Ünlü İngiliz dergisi "Economist"in haberine göre, gıda bulup bulamayacağı belli olmayanların sayısı 440 milyon daha artarak, bu yıl 94 ülkede 1.6 milyara yükselmiş. 250 milyon kişi ise açlık sınırında yaşıyor.

Kapıdaki krizin tek nedeni pandemi veya Ukrayna - Rusya Savaşı da değil. Uygulanan yanlış tarım politikalarından tutun kuraklığa; tedarik zincirinde ortaya çıkan sorunlardan, artan köyden şehire göçe kadar birçok sebebi var. Yunanistan'da görev yaparken yakın arkadaşlarımdan Hollanda Büyükelçisi, Hollanda'nın en fazla domates ihraç ettiği ülkelerin başında, Yunanistan'ın geldiğini söylediğinde çok şaşırmıştım. Oysa Yunanistan domates yetiştirmek için gereken güneş, toprak, su gibi girdilerin hemen hepsine sahip. Sağ olsun AB'nin ortak tarım politikası. Yunanlı akıllı. AB'nin verdiği sübvansiyonlarla yan gelip yatmak varken, niye tarlada güneşin altında çapa sallamakla uğraşsın.

Türkiye'de tarım

Türkiye'de de manzara pek farklı değil. Son yarım asırdır, köyde tarlasını satan, pılını pırtısını toplayıp şehrin yolunu tutuyor. 50 yıl öncesine kadar kırsal alanda yaşayanların oranı şehirli nüfusun neredeyse iki katıyken, bu oran şimdi tersine dönmüş durumda. Daha önceleri İhraç ettiğimiz birçok tarımsal ürünü ithal eder hale geldik. Atatürk'ün, "Köylü milletin efendisidir" sözünün önemi şimdi daha iyi anlaşılıyor. Rahmetli başbakanlardan Ecevit'in "Akgünlere" isimli seçim bildirgesindeki projelerden biri de köyden şehire göçü önlemek amacıyla köykentler kurulmasıydı. Maalesef Proje kağıt üzerinde kaldı.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) geçtiğimiz hafta, "Dünya Gıda Görünümü Raporu"nu yayınladı. Bu rapora göre, bir çok kırılgan ülkenin daha fazla para ödeyip daha az gıda alabileceği, küresel gıda ithalat faturasının geçen yıla göre 51 milyar dolar daha fazla olacağı tahmin ediliyor. Fiyat artışlarının temelinde de tarımsal üretimdeki azalmanın yanı sıra girdi fiyatlarındaki artış ve pandemiyle birlikte Amerika'yı bile sallayan tedarik zincirindeki aksaklıklar yatıyor.

Rusya Ukrayna savaşının küresel sonuçları

Rusya'nın Ukrayna'ya saldırmasıyla başlayan savaş neredeyse dördüncü ayını tamamlamak üzere. Ne zaman sona ereceğini de bir tek Allah biliyor. Savaş sadece Rus ve Ukrayna halklarını etkilemekle sınırlı kalmadı. Sri Lanka'nın iflas etmesinde bile Ukrayna savaşının katkısı var.

İki ülkenin de tarımsal üretimdeki güçlü payları nedeniyle savaşın uzaması bazı tarım ürünlerinin tedarikinde ciddi sorunlara neden oluyor. Ukrayna küresel buğday üretiminin yaklaşık yüzde 12'sini karşılıyor. Ukrayna ve Rusya'nın küresel buğday ihracatındaki toplam payları ise yüzde 34 civarında. Ukrayna limanlarında bekleyen 30 milyon tona yaklaşan ihraç fazlası buğdayın yeni mahsulle birlikte Dünya piyasalarına sürülmesi, yaraya bir parça merhem olabilecek. Bu amaçla bir süredir ilgili taraflar arasında Türkiye'nin de dahil olduğu yoğun temaslar yapılıyor. Ama iş dönüp dolaşıp yine garantiler meselesinde düğümleniyor. Rusya'nın istediği buğday taşıyan gemilerin dönüşlerinde Ukrayna'ya silah ve mühimmat getirmediği nasıl denetlenecek? Ukrayna'nın önem verdiği gemilerin Azak denizinden çıkışına imkan vermek amacıyla mayınlar temizlendiğinde, Rusya'nın Odesa'ya saldırmayacağının garantisini kim verecek? Bu düğüm henüz çözümlenebilmiş değil.

Avrupa Birliği'nin çelişkileri

Öyle bir Dünya'da yaşıyoruz ki, Avrupa Birliği bir yandan, Rusya'ya karşı uyguladığı ambargolar çerçevesinde paket üstüne paket açıklıyor. Bir yandan da "Aman Rusya'nın buğday ihracatında bir azalma olmasın" diye dua ediyor. Rusya buğday ihraç eden ülkeler arasında dünyada birinci sırada. Bir diğer garabet de, bunca ambargoya rağmen son aylarda en fazla değer kazanan paralar arasında Rus rublesinin de yer alması.

Tahıl savaşları başlıyor

Geçtiğimiz haftalarda Hindistan yaşanan kuraklığı bahane ederek temel tahıl ihracatını yasakladığını açıklamıştı. Ertesi gün buğday fiyatları dünya piyasalarında bir gün içerisinde yüzde 6 oranında daha artarak tavan yaptı. Hindistan'ın bu kararına G-7 ülkelerinin tarım bakanlarından tepki geldi. Almanya Tarım Bakanı Cem Özdemir, ihracat kısıtlamalarının, serbest ticaret kurallarına uymadığı gibi krizi daha da derinleştireceğini söyledi. Endonezya hurma yağı ihracatını durdurdu. Yine önemli buğday ihracatçısı ülkelerden Sırbistan ve Kazakistan tahıl sevkiyatına kotalar getirdi. Hurma yağının en büyük tüketicilerinden Hindistan, kendi koyduğu yasak kararını delerek Endonezya'ya hurma yağı karşılığında buğday satmaya hazır olduğunu dile getirdi. Tahıl krizinden Rusya Ukrayna'yı, Ukrayna Rusya'yı sorumlu tutuyor. Bir kargaşadır gidiyor. Tok, açın halinden anlamıyor.

Görünen o ki petrolden, doğal gazdan, aşıdan sonra, gıdaya erişim de artık uluslararası diplomaside kullanılan araçlardan biri hâline geliyor. Ukrayna savaşı ne zaman bitecek derken, dua edelim de kendimizi tahıl savaşlarının içerisinde bulmayalım.

Hasan Göğüş kimdir?

Hasan Göğüş, 1953 yılında Gaziantep’te doğdu. 1976’da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu.

Diplomatik kariyerine 28 Nisan 1977’de başladı. Yurtdışında sırasıyla Yeni Delhi Büyükelçiliği’nde ikinci kâtip, BM Cenevre Ofisi nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği’nde başkâtip, Londra Büyükelçiliği’nde müsteşar, AGİT’te Daimi Temsilci Yardımcısı olarak çalıştı.

Dışişleri Bakanlığı merkezde; Müşterek Güvenlik İşleri, Savunma Anlaşmaları ve Uygulama dairelerinde ikinci kâtiplik, müsteşar özel kalem müdürlüğü, Bağımsız Devletler Topluluğu Genel Müdürlüğü’nde Orta Asya Daire Başkanlığı, AGİT Silahların Kontrolü ve Silahsızlanma Genel Müdür Yardımcılığı, Çok Taraflı Siyasi İşler Genel Müdürlüğü ve Avrupa Birliği ve Avrupa ülkeleriyle ikili ilişkilerden sorumlu Müsteşar Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Merkezdeki son görevi sırasında Türkiye-Hollanda ilişkilerine katkılarından dolayı Hollanda Kraliçesi Beatrix tarafından “Oranje- Nassau” nişanı ile ödüllendirildi.

Büyükelçi olarak Türkiye’yi sırasıyla Yeni Delhi, Atina, Viyana ve Lizbon’da temsil etti. 23 Ekim 2018’de Dışişleri Bakanlığı’ndan emekliye ayrılan Hasan Göğüş, Uluslararası Kalkınma Hukuku Örgütü Danışma Kurulu ve Okan Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyeliklerini sürdürüyor, T24’te dış politika konusunda yazılar yazıyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Abdülhamid

Abdülhamid Han’ın daha görev yeri belli olmadan Yunanistan’ı bir telaş sardı. Hatta fanatik Yunan medyasından, Abdülhamid Han’ın Yunanistan’ın iddia ettiği deniz yetki alanlarına girmesinin, savaş nedeni sayılmasını bile önerenler bile oldu!

Kılık kıyafet

Hayatı boyunca dudağının üstünde tüy görmediğimiz diplomatlardan, sırf belirli çevrelere yaranabilmek için bıyık bırakan büyükelçiler var. Sakal yasağının kalkmasıyla bakalım daha neler göreceğiz...

Ve Tanrı kadını yarattı

İstanbul Sözleşmesi'nin feshinin bayraktarlığını yapan bazı çevrelerin şimdi de, "çocukların cinsel suistimal ve cinsel istismara karşı korunmasına ilişkin Lanzarote Sözleşmesi"ni hedef tahtasına koydukları anlaşılıyor. Bu söylentiler BM raportörü Alsalemin de kulağına gitmiş olmalı ki basın toplantısında böyle bir tehlikeye kendisi de dikkat çekti...