09 Mart 2025

Kadim bilge: Kadın

Kadim bilgeyi nerede görseniz tanırsınız. O bazen bir ressam, yazar, heykeltıraş, oyuncu, dansçı bazen de bir anne, düşünür, mucit veya lider olarak çıkar karşımıza

Kadınların derinlerinde, ilkel kodlarında taşımaya devam ettiği vahşi dişi; özünde barındırdığı cesaret, tutku ve şefkatle kadının varlığının doğal gücünü oluşturuyor.

Kadın varlığı binlerce yıldır; bereketin, kadınlığın simgesi olan Kibele’den, Artemis’ten, Meryem Ana’dan, Fatma Ana’dan aldığı kadim bilgiyi ve değerli mirası derinlerinde taşımaya devam ediyor.

Derinlerde yaşamaya devam eden, dönem dönem uğultusunu, gürlemesini duyduğumuz ve uygun koşullar olduğunda gün yüzüne çıkan bu yaratıcı, bilge, mucit, sezgisel kadim bilge; kadının varlığını muhteşem ve güçlü kılıyor.

Doğaya yakın duran kadınlar, kendilerinin de doğanın kendine has, ayrılmaz bir parçası olduğunun farkındalığıyla özgün doğalarına daha yakın kalabiliyor. Bu yakın ilişki onların derinlerindeki vahşi dişiyle iletişimde kalmalarını sağlıyor.

Sezgisel bir doğaya sahip olan kadim bilge, kadınlara aynı doğanın olduğu gibi kadın ruhunun da döngülerinin ve mevsimlerinin olduğunu fısıldıyor. Kadınları doğayla birlikte kendi özgün doğalarını, mevsimlerini ve döngülerini gözlemlemeye davet ediyor.

Mevsimlerine ve döngülerine saygı göstermeyi alışkanlık haline getiren kadınlar zamanla kendilerinin de koşma-durma, yakınlaşma-uzaklaşma, kaynaşma- yalnız kalma, sorgulama-dinlenme ve yaratma- kozaya çekilme dönemleri olduğunun farkına varıyor.

Bu saygıyı kendilerine gösteren, kendi ritimlerini yaşama imkanına sahip veya bu imkanı yaratan kadınları nerede görsek fark ediyoruz. Bazen bir ressam, yazar, heykeltıraş, oyuncu, dansçı bazen de bir anne, düşünür, mucit veya lider olarak karşımıza çıkıyorlar.

Özlerinde barındırdıkları yoktan var etme gücüyle çocuklar, düşünceler, idealler doğuran kadınların yarattıkça gözleri parlıyor, sözleri canlanıyor ve yüzleri yaşama heyecanıyla ışıldıyor.

Kadın ekolojisi biyolojik, kimyasal ve fizyolojik açıdan bağ kurmak, ilişki kurmak, karşısındakini anlamak, hissetmek, gözlemlemek; kadim kadın bilgeliği ışığında da cesurca yaratmak, yaşatmak, şefkat göstermek, paylaşmak ve bir araya getirmek üzerine kurulu.

Yaratan, üreten, bir araya getiren dişil enerjisiyle hayata şifa ve can veren kadınların, kendi özgünlüğünü koruyarak emek vereceği üretimlerin ve yönetimlerin çoğaldığı bir dünyada hiç şüphesiz tüm canlılar daha rahat nefes alacaktır. Güçten ziyade bağları önceleyen kadın bakış açısıyla topraktan havaya, insandan hayvana her şey daha ferahlayacaktır.

Bunun için kadınlar olarak bizi her an özgün doğamızdan koparmaya ve birtakım kalıplara sokmaya çalışan modern dünyaya inat derinlerimizde bize devamlı fısıldayan kadim bilge kadına kulak verelim, sahip çıkalım ve onu besleyelim dilerim.

Bu hafta sizlerle geçtiğimiz günlerde sahnede izleme fırsatı yakaladığım, yaptıkları işe olan özenleri, heyecanları, tutkularıyla içlerindeki vahşi dişiyi canlı tuttuklarını hissettiğim kadınların sahneye koyduğu bazı etkinlikleri paylaşmak istiyorum.

Gurur ve Önyargı*(gibi bir şey)

Oyun, Jane Austin’ın aynı isimli romanının bol şarkılı, iğnelemeli, kahkaha dolu ödüllü bir uyarlaması.

Oyunda her biri birbirinden canlı, dinamik ve tutkulu bir performans sergileyen Birce Akalay, Nergis Öztürk, Özge Özberk, Ayşegül Uraz ve Kardelen Arpacı rol alıyor. Oyuncular aralarında şahane bir uyum yakalamışlar. Bu hal izleyiciye direkt yansıyor.

Yüksek bir tempoda akan oyun boyunca Nergis Öztürk, Özge Özberk, Ayşegül Uraz ve Kardelen Arpacı kadın-erkek pek çok farklı karaktere can veriyorlar. Birce Akalay can verdiği Elizabeth’e kattığı güzellik ve kararlı tavırla büyülüyor. Pratik kostüm dokunuşlarıyla ve oyuncuların etkileyici performanslarıyla büyük bir hızla gerçekleşen rol değişimleri, izleyiciye dikkatinin canlı kalmasını gerektiren, aktif bir deneyim sunuyor.

Oyuncuların 140 dakika boyunca şarkılar, danslar eşliğinde taşıdıkları yüksek enerjiye hayran kaldım. Sonradan izlediğim bir sahne arkası görüntüsünde oyuncuların oyun boyunca kostüm değişikliği için ziyaret ettikleri sahne arkasının da neredeyse sahne önü kadar yoğun ve aktif bir çalışma içinde olduğunu gördüm.

Oyunun Tomris Kuzu imzalı kostümlerine de bayıldım. Hatta göz koyduğum birkaç parça bile var. Pastel tonlardan oluşan dekordan aynı tonlardaki cıvıl cıvıl kostümlere ışıl ışıl makyajlara, ışık tasarımından müziğe oyun tam bir görsel şölen yaşatıyor izleyiciye.

Oyuncuların bazen yalnız bazen de hep bir ağızdan söyledikleri şarkılarla karakterler bir yandan içine sıkıştıkları sistemle dalga geçerken diğer yandan da etrafa kadınların birliğinden doğan kadın gücü ve neşesini yayıyorlar.

Ben oyunu kızımla birlikte izledim. Sahnedeki oyuncuların tutkusundan, işlerini uyum içinde aşkla yapıyor oluşlarından, oyunun dönemin kadına yaklaşımına dair takındığı eleştirel, iğneleyici tavrından ve görsel tasarımından 16 yaşındaki kızım da çok etkilendi.

Oyunun kızım gibi pek çok gence hitap edeceğini düşünüyorum. Fakat oyunun gençlere ulaşması açısından en önemli handikabı hafta içi saat 20:30’da sahneye konuyor olması. Hafta içi 20:30 matinesi, oyunun süresi de göz önüne alındığında ertesi gün okulu olan gençler için çok zorlayıcı.

Oyunun daha fazla gence ulaşması için en azından her ay bir oyunun hafta sonu ve öğlen saatlerinde sahne almasını dilerim.

Oyun sonrasında kulisinde ziyaret ettiğim canım arkadaşım Birce Akalay ve sayesinde tanıştığım, tiyatro sahnesinde ilk defa izleme fırsatı yakaladığım ve oyunculuklarına hayran kaldığım Nergis Öztürk, Ayşegül Uraz ve Kardelen Arpacı da aynı temennide bulundular.

Oyunun rejisinden, yapımına, oyuncularından emek veren tüm set ekibine herkesi tebrik ediyorum. Oyun Mart 11 ve 21’de Unique İstanbul’da tekrar sahne alıyor. Ajandalarınıza not etmenizi ve bu enerjisi yüksek oyunu görmenizi tavsiye ederim.

İnsanlar Mekanlar Nesneler ve Merve Dizdar

Yer aldığı pek çok projede hayat verdiği karakterlerle oyunculuğuna hayran kaldığım Merve Dizdar’ı bir bağımlıyı canlandırdığı ve baş rolünde olduğu ‘İnsanlar Mekanlar Nesneler’ adlı oyunda izledim.

Kısaca oyundan bahsedecek olursam; İngiliz yazar ve yönetmen Duncan Macmillan’ın yazdığı oyun, bağımlılığın insanlar, mekanlar ve nesneler dahil hayatın her yönünü nasıl etkilediğini vurgulayarak bağımlı olma temasını etkili bir şekilde işliyor. Dizdar, bir bağımlının zorlu tedavi süreçlerini, kendiyle yüzleşmesini ve iyileşmesini canlandırdığı rolüne etkileyici ve duru oyunculuğu ile damgasını vuruyor.

Tiyatro sahnesinde ilk kez izleme şansımın olduğu Merve Dizdar’a bir kere daha hayran oldum. Dizdar’ı daha önce tiyatro sahnesinde izlemediyseniz bir de sahnede izlemenizi mutlaka tavsiye ederim.

Kutsal

Geçtiğimiz haftalarda izlediğim Kutsal adlı oyuna dair hislerimi buradan paylaşmıştım. Hazır son dönem izlediğim ve içindeki kadim bilge kadını yaratıcı dünyaları ile canlı tuttuklarını hissettiğim kadınlardan bahsediyorken, Kutsal oyunundaki performanslarından çok etkilendiğim Seda Türkmen, Neriman Uğur ve Ümmü Putgül’ü anmadan geçemeyeceğim.

Musicandle

Son olarak da dört değerli kadın müzisyenin birlikte imza attıkları Musicandle Concerts adlı projeyi paylaşmak istiyorum.

Musicandle Concerts, Ayşe Birden, Aycan Küçüközkan, Özlem Sevil ve Funda Altun’dan oluşan yaylı quartetin müzik severleri Klasik Batı Müziğinin eşsiz eserleri ile bir zaman yolculuğuna çıkardıkları bir proje.

Konser programında; Mozart’tan Handel, Dvorak, Ravel ve Bizet’e tanınmış bestecilerin pek çok müzik severin aşina olduğu eserlerine, Burhan Öcal gibi Türk müzisyenlerin eserlerinden tangolara ve Kadın Kokusu, Baba gibi unutulmaz filmlerin müziklerine özenle seçilmiş bir repertuar sunuluyor.

Musicandle Concerts her konserde yaylı quartete eşlik eden sürpriz konuk sanatçı, enstrümanlar ve yüzlerce mumla aydınlatılmış etkileyici bir atmosferle dinleyenlere farklı bir deneyim vaat ediyor.

Benim de grubun 1. yaşında Beyoğlu’nda, St Antuan Kilisesi’nde dinleme fırsatı yakaladığım Musicandle Concerts konserlerini St Antuan Kilisesi, Binbirdirek Sarnıcı gibi İstanbul’un benzersiz ve büyüleyici mekanlarında gerçekleştiriyor. Klasik müzikle ilgileniyor ve farklı deneyimler yaşamayı seviyorsanız Musicandle Concerts’ın konser programına bakmanızı öneririm.

Hayatın içinde yollarımızın kesiştiği, varlıkları, yaratımları ve üretimleri ile hem bana hem de hayata ilham olan tüm kadınlara teşekkürlerimle.

İlksen Utlu kimdir?

Çukurova'da doğdu ve büyüdü. Orta ve lise eğitimini Tarsus Amerikan Koleji'nde tamamladı.

Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu.

10 yıl İngilizce öğretmenliği yaptı.

Eğitim yolculuğu son yıllarda farkındalık çalışmaları alanında devam ediyor.

Bir eğitimci ve hayat öğrencisi olarak hayatın içinde yaptığı gözlemleri ve farkındalık üzerine yaptığı çalışmaları harmanlayarak, insan gelişimine ve iyi oluş hallerine katkıda bulunmak üzere kitaplar yazıyor.

Yazarın "Üzüntü ile Neşe, Gezerler Hep El Ele' ve "Ahenk İçinde' adlı kitapları bulunuyor.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Sevmekle iyileşecek her şey

“Sevgi tek ve yegâne cevaptır”

“Bütün çiçekleri koparabilirsiniz, ama baharın gelişini engelleyemezsiniz”

Taşmaya hazır baharı hiçbir güç toprağın içine geri bastıramaz

Hangi ara bu kadar marketçi olduk?

Tükettiğimiz yiyeceklerin içi de dışı kadar temiz ve güzel mi?

"
"