Şenay Lambaoğlu, Türkiye’nin en özel kadın müzisyenlerinden biri. Kendi elleriyle kardığı müzikal harcını, ülkenin en önemli müzik insanlarının yardımıyla iyice sağlamlaştırarak, her çalışmasında kendini bir adım ileriye taşıyan bir sanatçı. Cazla olan bağının yanı sıra, kelimenin gerçek anlamıyla “içinden” gelen müziği en iyi şekilde icra ederek kendi yolunu açan Lambaoğlu, yeni şarkısı “Manifesto” ile karşımızda. Uzun süredir birlikte çalıştığı Genco Arı’yla olan iş birliğinden doğan şarkıyı, elektronik altyapısı, Şenay Lambaoğlu’nun şarkıya pek yakışan vokali ve yine “içeriden” gelen sözleriyle “sessiz bir çığlığın” dışavurumu olarak nitelemek mümkün. Şenay Lambaoğlu’yla “manifesto”sunu ve şarkının anlattıklarının kendisinde vücut bulan perde arkasını konuştuk…
- Sizinle en son “Hayat Defteri” albümü için bir röportaj yapmıştık. Cazla olan temasınızı biliyoruz ancak o röportajda size, “Bir türe bağlı kalmadığınızı görüyoruz,” demişim. Siz de Müziği özgür ve tüm kaygılardan uzak ürettiğinizde daha yaratıcı ve farklı şeyler ortaya çıkıyor,” diye cevaplamışsınız. Sonraki çalışmalarınız da bu ifadenizi destekliyor. Her şeyin iç içe geçtiği bir dönemde yaşamımıza rağmen müziği bir paranteze sıkıştırma inadından vazgeçemiyoruz. Bunun hem sanatçılarda hem de dinleyici üzerinde “sıkıcı” bir etki bıraktığını düşünüyorum. Katılır mısınız buna?
O dönemdeki düşüncelerimi destekler nitelikte projeler üretebildiğim için mutluyum. Bir janra belirlemek de bir ihtiyaç olabilirdi. Bu noktada popüler müziğe göz kırpıyor olmak yanlış bir tanım gibi gözükmüyor çünkü popüler müzik aslından yaşadığınız dönemin ruhunu yansıtıyor olmak değil mi? Buna aldığınız eğitim, müzikal altyapınız, kültürel kimliğiniz ve çalıştığınız prodüktör, aranjör de belirleyici unsur. “Sıkıcı” çok sert bir ifade olabilir benim için fakat tekrara düşmek tam da kaçınmaya çalıştığım şey gibi duruyor.
Her gün yepyeni bir güne uyanırken kişisel yolculuğumu zenginleştirmeye çalışıyorum. Değişmek, gelişmek ve ruhumu besleyen her ne varsa kendime katıyor olmak sanatımı da şekillendiriyor bu benzersiz bir deneyim. Beni etkileyen her şey şarkı yazmamda etkili. İç dünyamdaki dalgalanmalar, hesaplaşmalar içinde zaman zaman kaybolduğum melankoli beni besleyen şeyler. Dünyanın derdi kelebek etkisi yaratıp kalbime oturuyor. Hayatın her anı, her yönü şarkılarımın içeriğini gündemini belirleyen unsurlar.

- Şarkılarınızda, albümlerinizde tekrara düşme tehlikesini çoktan atlatmış bir müzisyen olarak kendinizi sınırlandırdığınız bir nokta hâlâ oluyor mu?
Ben hâlâ kendimi yeterince ifade edemediğimi düşünüyorum. Kendimce sınırlar koyuyorum zaman zaman; duvarlar örüyorum. Cesaret topladıkça arada ses veriyorum sanki. Böyle hissediyorum. “Tamam oldu” desem zaten geriye söyleyecek ne söz kalır ne de anlatacak hikâye. Arayış içindeki bu devinim hali beni sürekli diri tutuyor olabilir.
Ezberlerimin dışında kendi sınırlarımı zorlayıp her defasında yeniden doğmak, farklı bir versiyonumla karşılaşmak ve yeniden tanışmak benim için heyecan verici.
- Yeni şarkınız “Manifesto” dinleyiciyle buluştu. Şarkıyı peş peşe dinledikten sonra bastırılmış bir çığlığın “manifestosu” olarak yorumladım. Biraz seyre dalmış gibisiniz etrafı… Ne dersiniz?
Akışta kalmak, yaşamın getirdiği her şeye teslim olmak diyebilirim bu süreci. Sessiz kalmak en güçlü çığlıktır bazen. Hayatımızı anlamlı kılan, bizi biz yapan tüm o deneyimler, hikâyelerimizdeki gözyaşları ve zaman zaman yükselen kahkahalar… Tüm bu duyguları hakkıyla yaşamalı ve günün sonunda sağlam bir motto oluşturmalı.

- Biraz da “bekleme odası”na çekilmiş gibisiniz. Hem içinizde hem omuzlarınızda epey bir yük birikmiş. Onları atmak için de bu şarkı çıkmış. Esasında nedir şarkının hikâyesi?
“Manifesto”yu müzikal ve duygusal dünyamın bir bildirgesi olarak ele alabiliriz. Ürettiğiniz sürece hep oyunun içindesiniz demektir ve bu bakımdan “bekleme odası” tanımı pek uygun düşmüyor. Kırılmadığım, incinmediğim bir noktada, hayatı yeni baştan okumak, pürüzlerimi temizlemek ve ışıl ışıl parlamak niyetindeyim.
- Özellikle son zamanlarda müzisyenlerin çalışmalarında sürekli bir içe dönme hâli, “içsel yolculuklar”, “karanlık dehlizler” gibi konular biraz da abartılarak karşımıza çıkıyor. Bunu birçok müzisyenle konuştum ve net bir cevap alamadım açıkçası. “Manifesto” da bir yerden böyle bir durumla bağlantı kuruyor ancak sizin şarkınızda uçurum gibi sözler, anlaşılmamak için elden ne geliyorsa yazılmış sözler yok. Daha samimi. Ancak bunu bu şekilde ifade ettiğinizde paradoksal bir biçimde “basit” olarak nitelendiriliyor. Biraz fazla mı önemsiyoruz kendimizi?
Önemliyiz elbette. Her birimiz biricik varlıklarız sonuçta. Müziği anlatmak için her sanatçının yolu kendince olmalı. Müzikte şarkı sözlerini yalın ve anlaşılır tutmak aslında gözüktüğü kadar kolay değil inanın. Zaten şarkı sözlerini şiirden de romandan da ayıran şeyin korunması gereken bu yalınlık olmalı diye düşünüyorum. Bu yüzden “Less means more” sözünü hep aklımda tutuyorum. Yani az sözle çok şey anlatabilmek, çok duygu aktarabilmek.
- Albüm yapmayı seviyorsunuz. “Sığınak”ın üzerinden de iki yıl geçmiş. Var mı aklınızda yeni bir albüm çalışması? Ve ajandanızda neler var?
Son parçamı yani “Manifesto”yu yine sevgili Genco Arı ile hazırladık. Elektronik sound’lardan yarattığımız müzikal dünyanın 5. parçası. Ay sonunda ise remix versiyonu yayına giriyor. Eklenecek yeni şarkılarla birlikte bir albüm başlığı altında yer almalarını planlıyoruz. Ajandamda ise beni konserlerle dolu bir yaz bekliyor.
Burak Soyer kimdir?
1986 yılında Kütahya'da doğdu. 1992 yılında Çanakkale'ye yerleşti. 2004 yılında Marmara Üniversitesi Alman Dili Edebiyatı'nı kazandı. Aynı yıl okulu bıraktı. Bir süre garsonluk yaptı.
2005 yılında Radikal Gazetesi Kültür Sanat Servisi ve Kitap Eki'nde gazeteciliğe başladı. Aynı yıl Rolling Stone Türkiye'nin açılmasıyla birlikte Rolling Stone'a müzik yazıları yazdı. 2006-2008 yılları arasında Akşam Gazetesi Ekler Servisi'nde muhabir olarak görev yaptı. Daha sonra "memleketi" Çanakkale'ye dönüp Çanakkale Olay Gazetesi'nde çalıştı.
İnternethaber.com, Sözcü.com.tr, Toplumsal Haber gibi internet haber sitelerinde Siyaset, Gündem, Spor, Yurt Haberler, Kültür Sanat, Yaşam, Lifestyle servislerinde editör olarak çalıştı. Trend Medya'nın YouTube kanalı için kültür sanat ve spor programı hazırlayıp sundu. Son olarak İstanbul Karaköy MONO dergisinin editörlüğünü yapıyordu.
Şimdiye kadar Milliyet, Hürriyet, Hürriyet Kitap Sanat, BirGün, BirGün Pazar, BirGün Kitap, Taraf, Cumhuriyet Pazar, T24, Gazete Duvar, sendika.org, solhaber.org'a, siyaset, edebiyat, müzik, sinema, tiyatro yazıları yazdı. Halen T24 Haftalık, Bianet ve OT dergisine kültür sanat, K24, Edebiyathaber.net, Oggito, Ne Okuyorum?, Ajandakolik, Mahal Dergi, Romanoku internet sitelerine de edebiyat yazıları yazıyor.
2017 yılında ilk kitabı Zıvana Doğan Kitap etiketiyle yayımlandı. Zıvana'nın devamı olan Buji de 2019 yılında aynı yayınevinden çıktı. Son romanı Ring ise, geçtiğimiz Eylül ayında Karakarga Yayınları etiketiyle okuyucuyla buluştu. Ayrıca bir de kısa film senaryosu bulunmaktadır.
2015 yılında Anadolu Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun oldu. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Sanat Tarihi bölümündeki eğitimine devam etmektedir.
|