26 Mart 2025

Gerçekler baskıyla örtülemez

Adaletsizlikten soluk alamayan, sermayeyi kollayan ekonomi politikalarıyla satın alma gücü her saat düşen, beslenemeyen, sağlık hizmetine erişemeyen, iş bulamayan, gelecek hayali kuramayan milyonlarca vatandaşı sertlik dozunu arttırarak “uysallaştırmak” artık imkansız. Gerçekler baskıyla örtülemez. Gazetecilik ise hep var olacak

Türkiye çok ağır bir hukuksuzluk dalgası altında. Operasyonlar, soruşturmalar, gözaltı, tutuklama, güvenlik güçlerinin orantısız şiddeti, saat başı yağmur gibi toplumun üzerine boca ediliyor.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 31 yıllık üniversite diplomasının iptalinin peşi sıra baskınla gözaltına alınıp, yolsuzluk suçlamasıyla tutuklanması, toplumda giderek yayılan tepkilerle karşılık buldu.

Yüzbinlerce vatandaş altı gündür Saraçhane meydanı başta olmak üzere, ülkenin bir çok kentinde Anayasal protesto ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanıyor. Kayıtsızlık ve tepkisizliğe teslim olduğu sanılan adaletsizlik ve yoksulluk kıskacındaki toplumun ne kadar “dolduğu”, kendisine yıllardır reva görülen koşullardan ne kadar hoşnutsuz olduğu alanları dolduran vatandaşların protestolarına yansıyor. Yansıdıkça da sertlik artıyor.

Sertlik dalgası, dün gazetecilik üzerine uzandı.

Saraçhane meydanındaki eylemleri izleyerek görüntüleyen, kayda geçiren, belgeye döken ve nihayetinde yaptıkları çalışmalarla halka aktaran gazeteciler, muhabirler foto muhabirleri önce yine sabah baskınları ile gözaltına alındı. Yedi gazeteci için önce savcılığın önce serbest bırakılmalarını talep ettiği bilgisi paylaşılsa da beklenmedik bir değişiklikle bu talep tutuklamaya dönüştü. Ve yedi gazeteci; AFP muhabiri Yasin Akgül, Now Haber muhabiri Ali Onur Tosun, foto muhabiri Bülent Kılıç, muhabir Zeynep Kuray, İBB foto muhabiri Kurtuluş Arı, Bakırköy Belediyesi foto muhabiri Gökhan Kam, muhabir Hayri Tunç, bir buçuk gün nezarette kaldıktan sonra tutuklama istemiyle çıkarıldıkları Sulh Ceza Hakimliği kararıyla tutuklandılar.

* * *

Tutuklanan gazeteci meslektaşlarımızdan Now tv Haber muhabiri Ali Onur Tosun ile uluslararası foto muhabiri Bülent Kılıç ile avukatlarının hakimlikte verdiği ifade ve savunmalara bakalım:

Ali Onur Tosun:  Önceki savunmalarımı aynen tekrar ederim. Ben görevim gereği oradaydım. Yürüyüş yapan gruptan hiçbirini tanımam. Haber yapmak için oradaydım. Yaptığım haber akşam yayımlandı. Serbest bırakılmamı talep ederim.

Avukatı: Müvekkili, kendisine verilen görev nedeniyle yürüyüşün basın ekibi olarak en önünde diğer kanal muhabirleri ve kameramanlarıyla çekim yapmıştır. Daha önce birçok kez savaş, deprem, sel gibi felaketler için buralarda çalışmıştır. Yürüyüşe katılmamıştır. Kameraman arkadaşıyla görüntüleri alıp kanala iletmiştir. Sabıka kaydı yoktur. İletişim Başkanlığı’nın verdiği basın kartı bulunmaktadır. Açıkçası bir yanlışlık olduğunu düşünmekteyiz. Sabit ikametgahı vardır, kaçma şüphesi bulunmamaktadır.

Bülent Kılıç: Önceki savunmalarımı aynen tekrar ederim. Ben uluslararası düzeyde çalışan foto muhabiriyim. 2015 yılında bir ödül kazandım. Time dergisinde 2014 yılında en iyi fotoğrafçılar arasına girdim. Aralık alında Şam’da görev yapıyordum. 2018 yılından itibaren burada çalışırım, Yaşadığım durum beni yaralıyor. Gördüğüm kadarıyla eylemci olarak değerlendiriliyorum. Ben gazeteciyim. Gösterilen fotoğrafta, ellerimde ve omuzlarımda fotoğraf makineleri vardır. Eyleme katılma durumum söz konusu değildir.

O gün orada bir gazete için fotoğraf çekiyordum. Ben çektiğim fotoğraf başına iş yapıyorum. 35 saattir gözaltındayım. Koşullar hiç uygun değildi. Serbest bırakılmamı talep ederim.

Bülent Kılıç’ın avukatı Veysel Ok,  Bülent Kılıç’ın turkuaz  basın kartına sahip olduğunu, eylemlerde basını temsilen bulunabileceğini, söz konusu kartın zor koşullarda alınabildiğini, bu durumun ne hukuka ne de etiğe uygun olduğunu ifade etti. Avukat Ok, müvekkilini Türkiye’nin sayılı foto muhabirlerinden biri olduğunu, bir gazetecinin, bir eylemi, toplumsal bir gösteriyi takip etmesinin eylemi desteklediği anlamına gelmediğini, sabit ikametgahı bulunduğunu, kaçma şüphesinin bulunmadığını bu kartın zor koşullarda alınabildiğini,  bu durumun ne hukuka ne etiğe uygun olduğunu söylüyor.

 Baskıda eşik atlandı

Türkiye Gazeteciler Sendikası açıklamasına göre, tutuklamalara delil olarak protestolar sırasında çekilmiş fotoğrafları gösterildi. Ancak meslektaşlarımızın yıllardır sahada gazetecilik yaptıkları, hemen her gün toplumsal olayları takip etmek üzere alanlarda oldukları, özellikle de saha takipleri ile bilinirlikleri apaçık ortadayken tutuklama kararı çıkması, baskıda yeni bir eşik geçildiğini gösteriyor. Tutuklama kararı, hukukla, adaletle, vicdanla bağdaşmadığı gibi mantıkla da bağdaşmıyor. Bülent Kılıç’ı fotoğraf çektiği için tutuklamak,  mimari proje çizen bir mimarın neden proje çizdiğini, doktorun neden hasta baktığını sorgulayıp işini yaptığı için cezaevine atmaktan farksız.

Gazetecilerin, haber takibi yaptığı için tutuklanamayacağını anlatmak durumunda kalmak, fazlasıyla geri bir nokta.  

Şiddet içermeden protesto eylemi yapan gencin yaşlının gaza boğulduğu, darp edildiği, avukatların adliyelere girmesinin yasaklandığı, parti yöneticilerinin sendika başkanlarının gözaltına alındığı bu günlerde, halkın haber alma hakkı için sahada bulunan ve hukuksuzlukları belgeleyen gazetecilere yönelik baskılar, haber alma hakkının üzerinde baskıdır.

Ama adaletsizlikten soluk alamayan, sermayeyi kollayan ekonomi politikalarıyla satın alma gücü her saat düşen, beslenemeyen, sağlık hizmetine erişemeyen, iş bulamayan, gelecek hayali kuramayan milyonlarca vatandaşı sertlik dozunu arttırarak “uysallaştırmak” artık imkansız. Gerçekler baskıyla örtülemez. Gazetecilik ise hep var olacak.

Çiğdem Toker kimdir?

Çiğdem Toker, Diyarbakır'da doğdu. Denizli Lisesi'nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Gazeteciliğe üniversite öğrencisiyken Anka Ajansı'nda başladı. Günaydın, Ankara Ulus gazetelerinde, Nokta dergisinde stajlar yaptı.

Anadolu Ajansı'nın sınavlarını (1988) kazanarak, adliye, Devlet Güvenlik mahkemeleri (DGM), yüksek yargı muhabiri olarak çalıştı. 1990- 1993 yıllarında haftalık Ekonomik Panorama dergisinde; sonrasında da kesintisiz 15 yıl Hürriyet Gazetesi Ankara Bürosu'nda ekonomi muhabiri olarak görev yaptı. Burada maliye, vergi, özelleştirme, enerji, rekabet politikalarını izledi. 1994 ve 2001 ekonomik krizlerini, IMF ile ilişkileri, kriz kapsamında çıkarılan kanunların TBMM'deki yasama süreçlerini haberleştirdi. Çeşitli ülkelerde Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası toplantıları muhabir olarak takip etti.

Habertürk gazetesinin ilk Ankara temsilcisi olarak gazetenin Ankara bürosunu kurdu. İstifa ederek ayrıldı. İnternet gazetesi T24'ün ilk yayınlarında OECD'nin "Futbolda Kara Para Aklama" raporunu konu alan dizi yazısıyla yer aldı. Köşe yazarı ve Ankara Temsilcisi olarak çalıştığı Akşam gazetesinden, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun (TMSF) el koyma sürecinde kendi isteğiyle ayrıldı.

2013- 2018 yılları arasında Cumhuriyet gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Gazetenin sahibi konumundaki Cumhuriyet Vakfı yönetimi değiştikten sonra kendi isteğiyle ayrıldı. 2018'de katıldığı Sözcü gazetesindeki yazılarına 2022 Kasım ayında 'küçülme' gerekçesiyle son verildi. Fox TV kanalında yayımlanan "Orta Sayfa" adlı haber programında yorumcu olarak yer alıyor.

Eleştirel finans haberciliği olarak da tanımlanan yazıları hakkında kimileri astronomik, çok sayıda manevi tazminat davası açıldı. Konusu bir imar haberi olan yazısı hakkında hapis cezası istemiyle yargılandı. Kamu ihaleleri ve şirketleri konu alan çok sayıda yazısı da Sulh Ceza hâkimlikleri kararlarıyla erişime engellendi.

Kitapları

- Adım da Benimle Beraber Büyüdü- Abdüllatif Şener, Doğan Kitap, 2008

- "Türkiye'de Sağlıkta Kamu Özel Ortaklığı - Şehir Hastaneleri" kitabına makale katkısı, İletişim Yayınları, 2018

- Kamu İhalelerinde Olağan İşler - Tekin Yayınevi, 2019

Ödülleri

- İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi "En Başarılı İktisat Muhabiri Ödülü" (1995)

- Sabah Gazetesi "Muammer Yaşar Bostancı Haber Yarışması Büyük Ödülü" (1997)

- Türkiye Ziraat Odaları Birliği "Basında Tarım Ödülü" (2000)

- Milliyet Gazetesi "Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü" – "Taksiyarhis'in Zehra Teyzesi" başlıklı röportaj (2001)

- Türkiye Gazeteciler Cemiyeti- TGC "Sedat Simavi Gazetecilik Ödülü" |"Evcil'in Dönüşü" dosyası – (2005)

- European Press Prize "The Mystery of the Secret Funds" – "Yorumcu Ödülü"nde kısa liste (2015)

- Halkevleri "Basın Ödülü" (2016)

- Uluslararası Şeffaflık Derneği Ödülü (2016)

- İstanbul Tabip Odası "Basında Sağlık Ödülü" (2016, 2018 ve 2019)

- TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi "Emre Madran Koruma Ödülü" (2017 ve 2019)

- Eskişehir - Bilecik Tabip Odası "Halk Sağlığı Ödülü" (2017)

- ÇGD "Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Ödülü" (2017)

- ÇGD Bursa Şubesi "Meslekte Dayanışma Ödülü" (2018)

- Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü "Uluslararası Cesaret Ödülü - Kısa liste" (2018)

- Sedat Simavi Gazetecilik Ödülü – "Kamu İhalelerinde 21/b Usulü" dosyası- (2018)

- Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği "Önder Kadınlar Ödülü" (2019)

- Rekabet Derneği "Adil Rekabete Katkı Ödülü" (2019)

- TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası "Hasan Balıkçı Onur Ödülü" (2020)

- Halkevleri Dayanışma Ödülü (2020)

- Ankara Tabip Odası – "Şehir hastanelerinin ekonomi politiğini tüm gerçekliğiyle ortaya koyarak kamuya ve sağlık çalışanlarına etkilerini görünür kılan haberleri" nedeniyle (2021)

- TMMOB Şehir Plancıları Odası - Kent Planlama Basın Ödülü (2021)

- İzmir Gazeteciler Cemiyeti "Hasan Tahsin Basın Özgürlüğü Ödülü" (2021)

- SES Eşitlik ve Dayanışma Derneği "Yılın Kadınları" Ödülü (2021)

- Alanya Gazeteciler Cemiyeti - Ulusal Basında Yılın Gazetecisi Ödülü (2021)

 

Yazarın Diğer Yazıları

Zorla para harcatamazsınız

Seçme iradesi gasp edilen vatandaşların, itirazlarını şiddet içermeyen boykota dönüştürmesine “bölücülük” diyenlerin aksine, temel yaklaşıma bakıldığında bu boykotta birleştiricilik faktörü daha belirgin görünüyor

Herkesin sesini her zaman kısamazsınız

Burada durup İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya soralım: Sessiz bir talimat verildi de işkence Türkiye’de serbest bir hale mi geldi? Genç öğrencileri, genç kadınları yumrukla kaskla darp eden, birinin ayağının kırılmasına yol açan güvenlik güçleri, nasılsa cezasız kalacaklarına dair mutlak bir güven içinde mi hareket etmektedir?

Hukuki güvenlik

Hukuka uygun yapılmış bir işlem geri alınamaz. (Ağır bir kusur, hile, evrakta sahtecilik gibi durumlar dışarıda tutulmuştur.) İmamoğlu’nun ve birlikte 27 kişinin diplomalarının yatay geçiş başvurusunu yaptığı tarihte olmayan, yürürlüğü bulunmayan, sonraki yıllarda konulmuş bir kurala dayanarak iptali hukuka, hukuki güvenlik ilkesine açıktan aykırıdır

"
"