28 Mart 2025
İBB Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun sabah baskınıyla gözaltına alınarak tutuklanması adaletsizlik tepkisini dalgalar halinde yükseltirken, iktidar aygıtlarının buna cevabı, daha fazla baskı ve daha fazla sansür oluyor.
Torpile, adam kayırmacılığa batmış, liyakatin değersizleştirildiği bu düzene güvenini ve inancını kaybeden gençlerin yükselttiği itiraza karşı, iktidar sertlik dozunu arttırıyor.
Ayağı kırılmış, hastaneye sevk edilerek ameliyat olması gereken18 yaşındaki bir genç kızın “Ne yaptım ben?” çığlıkları altında nasıl tutuklandığını, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu sosyal medya hesaplarında anlattı. Barışçıl bir gösteriden derdest edilerek gözaltına alınan, ters kelepçelenen 18-19 yaşında üniversite öğrencilerin tutuklanması yetmezmiş gibi, gözaltı süresince maruz kaldıkları insanlık dışı muameleler, avukatları ve milletvekilleri tarafından kamuoyuna duyurulmaya devam ediyor.
Görüntülere bakmaya “İnsanım” diyenin içi elvermez. O görüntülerin verdiği ilk mesaj ne biliyor musunuz: Hınç!
Burada durup İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya soralım: Sessiz bir talimat verildi de işkence Türkiye’de serbest bir hale mi geldi? Genç öğrencileri, genç kadınları yumrukla kaskla darp eden, birinin ayağının kırılmasına yol açan güvenlik güçleri, nasılsa cezasız kalacaklarına dair mutlak bir güven içinde mi hareket etmektedir?
Nereden bakarsak bakalım; vatandaş, gazeteci, hukukçu fark etmiyor:
İşkence Anayasa’ya ve kanunlara göre suçtur. Eğer Türkiye’de işkence serbest hale gelmediyse, bu yapılanlar suçtur. Bakan Yerlikaya’nın güvenlik güçlerine orantısız şiddet uygulamaması yönünde talimat vermesi zorunludur.
Yukarıdaki iki soruyu, dün yabancı basın temsilcilerine Türkiye’nin nasıl şahane bir hukuk devleti olduğunu Anayasa’dan maddeler okuyarak anlatan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a da soralım.
Büyük ihtimalle cevap gelmeyeceğini, gelse dahi içinde devlet ezberinin en klişe kelimelerinden biri olan “münferit” geçeceğini tahmin etsek de bu soruları tarihin bu noktasına kayıt düşelim.
Çünkü gerçekten yeter artık. Adliye muhabiri olarak başladığım gazetecilik mesleğinde, emniyette işkence anlatımlarını haberleştirdiğim günlerin üzerinden neredeyse kırk yıl geçti. Bu kadar hoyratlığı, nobranlığı, baskıyı bu ülkenin insanları hak etmiyor. Bu ülkenin insanları, bu ülkeyi yönetenler ile onların yanında hizalananlar rahat etsin, sonsuz bir konfor içinde yaşasın, menfaat düzenleri bozulmasın diye acı çekmek zorunda değil. Bu ülkenin insanları, her insan gibi haysiyetli yaşama, düzenli beslenebilme, medeni koşullarda çalışma, gelecek üzerine hayal kurma hakkına sahip.
Ve bakınız tam da medeni bir şehir hayatının dinamiklerini, neler yapılması gerektiğini; yalın, mütevazı bir anlatımla aktaran, “Şehirde insanlar para harcamadan bir mekanda oturamaz mı?” sorusunu kendine dert edip işinin merkezine koyan bir bürokrat olan Mahir Polat’ın başına gelenler... İBB Genel Sekreter Yardımcısı Polat, savunduğu ve anlattığı, üzerine çalıştığı değerler ne ise onları yok sayan bir anlayışın simgesel bir mağduruna dönüştü.
Tutuklu bulunduğu Silivri cezaevinde dün rahatsızlanarak hastaneye sevk edilen Polat, sorgusu sırasında kronik sağlık sorunlarını şöyle anlatmıştı:
“Son olarak iki hafta önce anjiyo oldum ve toplam altı stentim bulunmaktadır. Bunun dışında iki damarımın tıkanıklığı mevcuttur. İki hafta sonrası içinde buna ilişkin yeni bir anjiyo planlanmıştı. Halihazırda tedavim devam etmekte olup kullanmakta olduğum ilaçlar mevcuttur. Yine tiroid kanseri geçirmem sebebiyle düzenli pet çekimleri; vücudumda başka noktada kanser çıkıp çıkmadığı takip ve tedavisi yapılmaktadır. Bunların yanında uyku apnem bulunması dolayısıyla cihaza bağlı olarak uyuyan bir yaşam koşulundayım. Hipertansiyon ve şeker hastalığım da mevcuttur.”
Avukatlarının, bu tablo dolayısıyla ev hapsi talebinde bulunmasına rağmen, Mahir Polat hakkında tutuklama kararı çıktı. Meselenin vicdani tarafını çoktan geçtiğimiz bir noktadayız Ancak zaten tutuklamayı gerektirecek yeterlikte maddi delili bulunmayan bir şüpheliyi ağır sağlık sorunları olduğu bilinmesine ve uyarı yapılmasına rağmen tutuklamak, hak ihlalidir. Ama siz okurların AİHM’in onca hak ihlali kararına uyulmadığını aklınızdan geçirdiğinizi hissetmeme rağmen bunu da kayıt düşüyorum.
Bir diğer baskı dalgası ağır bir sansür yağmuru olarak geldi. Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) dünkü toplantısında dört televizyon kanalına çok ağır cezalar çıktı. CHP Genel Başkanı’nın konuşmasını vermek, mitingi, toplumsal olayları canlı yayımlamak RTÜK için suç unsuru sayılıyor. Lisans iptali öncesindeki en ağır ceza olarak kabul edilen yayın durdurmanın yanı sıra, reklam gelirlerinden kesilen idari para cezaları, iktidara biat etmeyen, iktidardan talimat almayan dört kanalın sesini kısmayı hedefliyor.
Fakat bir haberim var: Ne kadar güçlü görünürseniz görünün, eğer haksızsanız mümkün değil, herkesin sesini, her yerde ve her zaman kısamazsınız. İyi bayramlar.
Çiğdem Toker kimdir?Çiğdem Toker, Diyarbakır'da doğdu. Denizli Lisesi'nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Gazeteciliğe üniversite öğrencisiyken Anka Ajansı'nda başladı. Günaydın, Ankara Ulus gazetelerinde, Nokta dergisinde stajlar yaptı. Anadolu Ajansı'nın sınavlarını (1988) kazanarak, adliye, Devlet Güvenlik mahkemeleri (DGM), yüksek yargı muhabiri olarak çalıştı. 1990- 1993 yıllarında haftalık Ekonomik Panorama dergisinde; sonrasında da kesintisiz 15 yıl Hürriyet Gazetesi Ankara Bürosu'nda ekonomi muhabiri olarak görev yaptı. Burada maliye, vergi, özelleştirme, enerji, rekabet politikalarını izledi. 1994 ve 2001 ekonomik krizlerini, IMF ile ilişkileri, kriz kapsamında çıkarılan kanunların TBMM'deki yasama süreçlerini haberleştirdi. Çeşitli ülkelerde Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası toplantıları muhabir olarak takip etti. Habertürk gazetesinin ilk Ankara temsilcisi olarak gazetenin Ankara bürosunu kurdu. İstifa ederek ayrıldı. İnternet gazetesi T24'ün ilk yayınlarında OECD'nin "Futbolda Kara Para Aklama" raporunu konu alan dizi yazısıyla yer aldı. Köşe yazarı ve Ankara Temsilcisi olarak çalıştığı Akşam gazetesinden, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun (TMSF) el koyma sürecinde kendi isteğiyle ayrıldı. 2013- 2018 yılları arasında Cumhuriyet gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Gazetenin sahibi konumundaki Cumhuriyet Vakfı yönetimi değiştikten sonra kendi isteğiyle ayrıldı. 2018'de katıldığı Sözcü gazetesindeki yazılarına 2022 Kasım ayında 'küçülme' gerekçesiyle son verildi. Fox TV kanalında yayımlanan "Orta Sayfa" adlı haber programında yorumcu olarak yer alıyor. Eleştirel finans haberciliği olarak da tanımlanan yazıları hakkında kimileri astronomik, çok sayıda manevi tazminat davası açıldı. Konusu bir imar haberi olan yazısı hakkında hapis cezası istemiyle yargılandı. Kamu ihaleleri ve şirketleri konu alan çok sayıda yazısı da Sulh Ceza hâkimlikleri kararlarıyla erişime engellendi. Kitapları - Adım da Benimle Beraber Büyüdü- Abdüllatif Şener, Doğan Kitap, 2008 - "Türkiye'de Sağlıkta Kamu Özel Ortaklığı - Şehir Hastaneleri" kitabına makale katkısı, İletişim Yayınları, 2018 - Kamu İhalelerinde Olağan İşler - Tekin Yayınevi, 2019 Ödülleri - İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi "En Başarılı İktisat Muhabiri Ödülü" (1995) - Sabah Gazetesi "Muammer Yaşar Bostancı Haber Yarışması Büyük Ödülü" (1997) - Türkiye Ziraat Odaları Birliği "Basında Tarım Ödülü" (2000) - Milliyet Gazetesi "Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü" – "Taksiyarhis'in Zehra Teyzesi" başlıklı röportaj (2001) - Türkiye Gazeteciler Cemiyeti- TGC "Sedat Simavi Gazetecilik Ödülü" |"Evcil'in Dönüşü" dosyası – (2005) - European Press Prize "The Mystery of the Secret Funds" – "Yorumcu Ödülü"nde kısa liste (2015) - Halkevleri "Basın Ödülü" (2016) - Uluslararası Şeffaflık Derneği Ödülü (2016) - İstanbul Tabip Odası "Basında Sağlık Ödülü" (2016, 2018 ve 2019) - TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi "Emre Madran Koruma Ödülü" (2017 ve 2019) - Eskişehir - Bilecik Tabip Odası "Halk Sağlığı Ödülü" (2017) - ÇGD "Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Ödülü" (2017) - ÇGD Bursa Şubesi "Meslekte Dayanışma Ödülü" (2018) - Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü "Uluslararası Cesaret Ödülü - Kısa liste" (2018) - Sedat Simavi Gazetecilik Ödülü – "Kamu İhalelerinde 21/b Usulü" dosyası- (2018) - Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği "Önder Kadınlar Ödülü" (2019) - Rekabet Derneği "Adil Rekabete Katkı Ödülü" (2019) - TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası "Hasan Balıkçı Onur Ödülü" (2020) - Halkevleri Dayanışma Ödülü (2020) - Ankara Tabip Odası – "Şehir hastanelerinin ekonomi politiğini tüm gerçekliğiyle ortaya koyarak kamuya ve sağlık çalışanlarına etkilerini görünür kılan haberleri" nedeniyle (2021) - TMMOB Şehir Plancıları Odası - Kent Planlama Basın Ödülü (2021) - İzmir Gazeteciler Cemiyeti "Hasan Tahsin Basın Özgürlüğü Ödülü" (2021) - SES Eşitlik ve Dayanışma Derneği "Yılın Kadınları" Ödülü (2021) - Alanya Gazeteciler Cemiyeti - Ulusal Basında Yılın Gazetecisi Ödülü (2021) |
Seçme iradesi gasp edilen vatandaşların, itirazlarını şiddet içermeyen boykota dönüştürmesine “bölücülük” diyenlerin aksine, temel yaklaşıma bakıldığında bu boykotta birleştiricilik faktörü daha belirgin görünüyor
Adaletsizlikten soluk alamayan, sermayeyi kollayan ekonomi politikalarıyla satın alma gücü her saat düşen, beslenemeyen, sağlık hizmetine erişemeyen, iş bulamayan, gelecek hayali kuramayan milyonlarca vatandaşı sertlik dozunu arttırarak “uysallaştırmak” artık imkansız. Gerçekler baskıyla örtülemez. Gazetecilik ise hep var olacak
Hukuka uygun yapılmış bir işlem geri alınamaz. (Ağır bir kusur, hile, evrakta sahtecilik gibi durumlar dışarıda tutulmuştur.) İmamoğlu’nun ve birlikte 27 kişinin diplomalarının yatay geçiş başvurusunu yaptığı tarihte olmayan, yürürlüğü bulunmayan, sonraki yıllarda konulmuş bir kurala dayanarak iptali hukuka, hukuki güvenlik ilkesine açıktan aykırıdır
© Tüm hakları saklıdır.