02 Nisan 2025

Zorla para harcatamazsınız

Seçme iradesi gasp edilen vatandaşların, itirazlarını şiddet içermeyen boykota dönüştürmesine “bölücülük” diyenlerin aksine, temel yaklaşıma bakıldığında bu boykotta birleştiricilik faktörü daha belirgin görünüyor

Z kuşağı gençlerinin henüz dünyaya gelmediği, gelenlerinse bebek olduğu yıllardı. Dönemin hükümetinin (Başbakan Bülent Ecevit) diplomatik baskısıyla, Suriye’den ayrılmak zorunda kalan terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın, bir süre sonra İtalya’da olduğu ortaya çıktı.

İtalya’nın, Türkiye’de idam cezası olduğu gerekçesiyle, iadeye yanaşmayarak (idam cezasının kaldırılmasında MHP lideri Bahçeli’nin katkısı mühimdir) Öcalan’a sığınma hakkı tanıması, Türkiye’de İtalyan mallarına yönelik büyük bir boykot kampanyasına yol açtı.

Dönemin oda ve borsaların, esnaf, ticaret meslek örgütlerinin de desteklediği bu kampanya, o sıra öyle etkili oldu ki, boykot, iki ülkenin dış ticaret rakamlarına düşüş olarak yansıdı. Turizm gelirleri etkilendi. (Milyonlarca dolardan söz ediyoruz.)

Dahası, isimlerinin çağrışımı nedeniyle İtalyan markası zannedilen bazı ürün firmaları “Biz aslında Türk şirketiyiz. Fabrikamız da Kayseri’de” diye açıklama yapmak zorunda kaldı. Kimisi gazetelere boy boy ilanlar verdi.  Takke düştü kel göründü.

* * *

Yakın siyasi tarihimizdeki bu örneğe muhabir olarak tanıklık etmiş, haberleştirmiş bir yurttaş olarak diyeceğim o ki, haklı bir nedenle ve doğru zamanda yapılan boykot, etkili sonuçlar doğurur, dönüştürür.

 1998 yılı sonunda başlayıp 1999 baharına kadar sarkan İtalya malları boykotu da ekonomide ve siyasette dönüştürücü etkiler doğurmuştur.

Bugün CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in çağrısıyla yaygınlaşan ve gündemde geniş yer bulan boykotun nedenleri ve konjonktürü elbette farklı.

Ama ulusal bir karakter taşımadığını kim söyleyebilir?

Bu ülkede bugün milyonlarca vatandaş; yetkili heyete baskı yapılıp söz geçirilemeyince diploması yetkisiz bir heyet tarafından hukuksuzca iptal edilen, ertesi sabah sahur baskınıyla gözaltına alınıp tutuklanan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na düzenlenen operasyon sonucunda; seçme iradesi ve seçme haklarının gasp edildiğini düşünüyor iliklerine kadar hissediyor.

Bu ülkede bugün milyonlarca vatandaş, İmamoğlu ile birlikte gözaltına alınıp tutuklanan -biri ağır sağlık sorunlarıyla mücadele eden ve cezaevinde geçirdiği her saat hayati risk içeren- çalışma arkadaşlarının, maddi delil olmaksızın, siyaseten içeride tutulduğuna inanıyor.

Hal böyleyken, iktidarın yanında hizalanmış sosyal medya zabitleri parmak sallıyor ki, milyonlar korkup sussun. Sussun ki seküler taklidi yapıp, mali varlığını iktidara borçlu olanların ürettiği mal ve hizmetleri satın almayı sürdürsün.

Üstelik kendilerine “vatan haini” “bölücü” denilse bile yapsın bunu.

Bu boykotu, “bölücülük” diye niteleyen herkese, “Bir itiraz hareketinin meşruiyeti, iktidarın ona “milli” ya da “gayrı millî” demesine göre mi oluşuyor?” sorusunu sormak zorunludur.

Neticede kimse iktidarın diliyle, onun kavramlarıyla konuşmak, yaşamak zorunda değil. O kelimelerin içini, iktidarın menfaatine göre anlamlarla doldurmak zorunda da değil.

Şiddet içermeyen bir boykotu bölücülük olarak nitelemenin arkasında, en kaba anlatımla para kaybetme korkusu olduğu anlaşılıyor. Ama yine de saflık seviyesinde iyi niyetle, bir an için böyle olmadığını düşünelim. Mesela hiçbir çıkarınız yok ve şiddet içermeyen bir boykotun ekonomiye zarar verdiğini, gayrı millî olduğunu düşünüyorsunuz.

O zaman bir zahmet önce ekonomiye bu kadar hasar veren, faturası hep vatandaşa çıkarılan enflasyonun neden ve nasıl oluştuğuna bir bakın.

* * *

Seçme iradesi gasp edilen vatandaşların, itirazlarını şiddet içermeyen boykota dönüştürmesine “bölücülük” diyenlerin aksine, temel yaklaşıma bakıldığında bu boykotta birleştiricilik faktörü daha belirgin görünüyor.

Ama tüm bunların hepsinden önemlisi şudur ki, kimseye zorla para harcatamazsınız.

Çiğdem Toker kimdir?

Çiğdem Toker, Diyarbakır'da doğdu. Denizli Lisesi'nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Gazeteciliğe üniversite öğrencisiyken Anka Ajansı'nda başladı. Günaydın, Ankara Ulus gazetelerinde, Nokta dergisinde stajlar yaptı.

Anadolu Ajansı'nın sınavlarını (1988) kazanarak, adliye, Devlet Güvenlik mahkemeleri (DGM), yüksek yargı muhabiri olarak çalıştı. 1990- 1993 yıllarında haftalık Ekonomik Panorama dergisinde; sonrasında da kesintisiz 15 yıl Hürriyet Gazetesi Ankara Bürosu'nda ekonomi muhabiri olarak görev yaptı. Burada maliye, vergi, özelleştirme, enerji, rekabet politikalarını izledi. 1994 ve 2001 ekonomik krizlerini, IMF ile ilişkileri, kriz kapsamında çıkarılan kanunların TBMM'deki yasama süreçlerini haberleştirdi. Çeşitli ülkelerde Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası toplantıları muhabir olarak takip etti.

Habertürk gazetesinin ilk Ankara temsilcisi olarak gazetenin Ankara bürosunu kurdu. İstifa ederek ayrıldı. İnternet gazetesi T24'ün ilk yayınlarında OECD'nin "Futbolda Kara Para Aklama" raporunu konu alan dizi yazısıyla yer aldı. Köşe yazarı ve Ankara Temsilcisi olarak çalıştığı Akşam gazetesinden, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun (TMSF) el koyma sürecinde kendi isteğiyle ayrıldı.

2013- 2018 yılları arasında Cumhuriyet gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Gazetenin sahibi konumundaki Cumhuriyet Vakfı yönetimi değiştikten sonra kendi isteğiyle ayrıldı. 2018'de katıldığı Sözcü gazetesindeki yazılarına 2022 Kasım ayında 'küçülme' gerekçesiyle son verildi. Fox TV kanalında yayımlanan "Orta Sayfa" adlı haber programında yorumcu olarak yer alıyor.

Eleştirel finans haberciliği olarak da tanımlanan yazıları hakkında kimileri astronomik, çok sayıda manevi tazminat davası açıldı. Konusu bir imar haberi olan yazısı hakkında hapis cezası istemiyle yargılandı. Kamu ihaleleri ve şirketleri konu alan çok sayıda yazısı da Sulh Ceza hâkimlikleri kararlarıyla erişime engellendi.

Kitapları

- Adım da Benimle Beraber Büyüdü- Abdüllatif Şener, Doğan Kitap, 2008

- "Türkiye'de Sağlıkta Kamu Özel Ortaklığı - Şehir Hastaneleri" kitabına makale katkısı, İletişim Yayınları, 2018

- Kamu İhalelerinde Olağan İşler - Tekin Yayınevi, 2019

Ödülleri

- İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi "En Başarılı İktisat Muhabiri Ödülü" (1995)

- Sabah Gazetesi "Muammer Yaşar Bostancı Haber Yarışması Büyük Ödülü" (1997)

- Türkiye Ziraat Odaları Birliği "Basında Tarım Ödülü" (2000)

- Milliyet Gazetesi "Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü" – "Taksiyarhis'in Zehra Teyzesi" başlıklı röportaj (2001)

- Türkiye Gazeteciler Cemiyeti- TGC "Sedat Simavi Gazetecilik Ödülü" |"Evcil'in Dönüşü" dosyası – (2005)

- European Press Prize "The Mystery of the Secret Funds" – "Yorumcu Ödülü"nde kısa liste (2015)

- Halkevleri "Basın Ödülü" (2016)

- Uluslararası Şeffaflık Derneği Ödülü (2016)

- İstanbul Tabip Odası "Basında Sağlık Ödülü" (2016, 2018 ve 2019)

- TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi "Emre Madran Koruma Ödülü" (2017 ve 2019)

- Eskişehir - Bilecik Tabip Odası "Halk Sağlığı Ödülü" (2017)

- ÇGD "Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Ödülü" (2017)

- ÇGD Bursa Şubesi "Meslekte Dayanışma Ödülü" (2018)

- Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü "Uluslararası Cesaret Ödülü - Kısa liste" (2018)

- Sedat Simavi Gazetecilik Ödülü – "Kamu İhalelerinde 21/b Usulü" dosyası- (2018)

- Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği "Önder Kadınlar Ödülü" (2019)

- Rekabet Derneği "Adil Rekabete Katkı Ödülü" (2019)

- TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası "Hasan Balıkçı Onur Ödülü" (2020)

- Halkevleri Dayanışma Ödülü (2020)

- Ankara Tabip Odası – "Şehir hastanelerinin ekonomi politiğini tüm gerçekliğiyle ortaya koyarak kamuya ve sağlık çalışanlarına etkilerini görünür kılan haberleri" nedeniyle (2021)

- TMMOB Şehir Plancıları Odası - Kent Planlama Basın Ödülü (2021)

- İzmir Gazeteciler Cemiyeti "Hasan Tahsin Basın Özgürlüğü Ödülü" (2021)

- SES Eşitlik ve Dayanışma Derneği "Yılın Kadınları" Ödülü (2021)

- Alanya Gazeteciler Cemiyeti - Ulusal Basında Yılın Gazetecisi Ödülü (2021)

 

Yazarın Diğer Yazıları

Herkesin sesini her zaman kısamazsınız

Burada durup İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya soralım: Sessiz bir talimat verildi de işkence Türkiye’de serbest bir hale mi geldi? Genç öğrencileri, genç kadınları yumrukla kaskla darp eden, birinin ayağının kırılmasına yol açan güvenlik güçleri, nasılsa cezasız kalacaklarına dair mutlak bir güven içinde mi hareket etmektedir?

Gerçekler baskıyla örtülemez

Adaletsizlikten soluk alamayan, sermayeyi kollayan ekonomi politikalarıyla satın alma gücü her saat düşen, beslenemeyen, sağlık hizmetine erişemeyen, iş bulamayan, gelecek hayali kuramayan milyonlarca vatandaşı sertlik dozunu arttırarak “uysallaştırmak” artık imkansız. Gerçekler baskıyla örtülemez. Gazetecilik ise hep var olacak

Hukuki güvenlik

Hukuka uygun yapılmış bir işlem geri alınamaz. (Ağır bir kusur, hile, evrakta sahtecilik gibi durumlar dışarıda tutulmuştur.) İmamoğlu’nun ve birlikte 27 kişinin diplomalarının yatay geçiş başvurusunu yaptığı tarihte olmayan, yürürlüğü bulunmayan, sonraki yıllarda konulmuş bir kurala dayanarak iptali hukuka, hukuki güvenlik ilkesine açıktan aykırıdır

"
"