23 Kasım 2023

Anayasal kaos, Samast'tan Dilan Polat'a Türkiye tablosu ve çürümenin kanıtları

Bütün bir ülkeyi ilgilendiren anayasa ve uygulanması ile ilgili bir başlık, asla bir magazin haberi kadar değer göremiyor. Başka bir ülkede gündemden inmeyecek "anayasal kaos" başlığı asla bir futbol maçı skorunun önüne geçemiyor

Ankara'da derin analizler, aritmetik hesaplar yapılıyor.

Sorulardan biri şu:

  • Recep Tayyip Erdoğan, yıllarca gündemde kalan ama seçim öncesi, "seçmen olumsuz etkilenmesin" denilerek gündemden düşürülen, "Üçüncü kez aday olabilir mi?" tartışmasıyla ilgili olarak YSK'nın aldığı kararla aday oldu ve yeniden Cumhurbaşkanı seçildi. Ancak anayasaya göre Meclis, seçimlerin yenilenmesi kararı almadığı sürece bir dönem daha seçilme hakkı yok. Bu karar alınırsa Erdoğan yeniden aday olabilir ama bu kez de MHP'yi ikna sorunu ortaya çıkacak. Bir biçimde anayasanın değiştirilerek yeniden aday olabilmesinin önünün açılması AKP için en ideal formül. Bu nasıl yapılacak?

İlk soruya paralel, bir diğer soru:

  • Yüzde 50+1'le başkan seçilebilmesini öngören başkanlık sisteminin AKP'nin aleyhine olduğu son seçimde görüldü. Erdoğan, ilk kez seçim kaybetme riski yaşadı. Partisinin yüzde 35'lerde kaldığı bir ortamda, MHP desteğine ek olarak, Fatih Erbakan'ı, Hüda Par'ı yanına alarak seçimi kazanabildi. Parlamenter sistem, seçim barajıyla birlikte yürürlükte olsa, yüzde 35 hem cumhurbaşkanlığı hem de hükümeti kurmak için yetecekti, artık yetmiyor. Başkanlık sistemine, parlamenter sistemin iktidarı besleyen yapısının entegre edilmesi, yüzde 50+1 barajının kalkması gerekiyor, bu nasıl yapılacak?

Son seçimle, cumhuriyet tarihinin en sağcı parlamento yapılarından biri oluştu. İrili ufaklı sağ partilerden oluşan Meclis'in bu yapısı, Erdoğan'ı ve AKP'yi anayasa değişikliği konusunda umutlandırdı. Burada kritik pozisyondaki parti olan İyi Parti'deki çözülme, bu umudu daha da arttırdı. CHP ile mesafelenmek isteyen İyi Parti, anayasa masasına da oturmaya istekli görünüyor.

Yerel seçim öncesi anayasa masasının kurulması çok olanaklı değil. Ancak AKP, yerel seçim sonrasında hem anayasa masasını kurmaya hem de partilerdeki olası çözülmeleri kullanmaya kararlı. Ankara'da dikkatler yeni anayasayı referanduma götürmek için gerekli olan 360 milletvekiline iktidarın erişip erişemeyeceğine odaklanmış durumda. AKP'nin bunun için "başörtüsü" düzenlemesi dahil, muhalefeti yanına çekebilecek düzenlemeleri kullanması da olası.

AKP, elbette yeni anayasayı istiyor. Ancak bu mümkün olmazsa, başörtüsü düzenlemesinin de yer aldığı başkanlık sisteminde değişiklik öngören mini bir anayasa paketine yeni ve mutlak bir anayasa yapabilmek için de razı olacağı söyleniyor. MHP'nin yüzde 50+1 düzenlemesine yönelik açık tavrından sonra bütün bunlar mümkün olacak mı, yerel seçim yaklaştıkça bu sorunun yanıtı da belirgin hale gelecek.

* * *

Samast'tan Dilan Polat'a uzanan uygulama 

Türkiye, operasyonlara, krizlere alışkın bir ülke. Öylesine alışkın ki artık neredeyse hiçbir gelişme kimseyi şaşırtmıyor.

Sadece son 15-20 günde olanları anımsayalım.

Anayasa Mahkemesi'nin Gezi davasında 18 yıl hapse mahkûm edilen TİP milletvekili Can Atalay hakkındaki yargılamanın durdurularak, tahliyesine karar verilmesi gerektiğine hükmetmesi.

Yerel mahkemenin uygulamadığı bu karar için Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin, "uymayacağım" kararı vererek, anayasal suç işlediğini iddia ettiği AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunmayı kararlaştırması. Yeni anayasa talebinin bu yolla dillendirilmesi…

Hrant Dink'in katili Ogün Samast'ın tahliye edilmesi ve tahliyeden hemen sonra hakkında dava açılması. Yıllarca açılmayan davanın tahliyeden sonra açılarak, Samast'a "firar" kapısının aralanması…

İyi Partili vekillerin istifası ve AKP'ye geçen isimlere yenilerinin eklenmesi…

CHP'de genel başkan değişimi sonrası yaşananlar…

Dilan Polat-Engin Polat çiftinin tutuklanmasıyla başlayan operasyon furyasının genişlemesi ancak aklandığı iddia edilen kara paranın kaynağı konusunda kimsenin adım atmaması…

Bu başlıklara onlarcasını eklemek mümkün. Cinayetler, yolsuzluklar, mafya operasyonları, cezaevlerinde yaşananlar…

Ancak toplumun geldiği hâli anlamak için nabız tutmak da yarar var.

Bütün bir ülkeyi ilgilendiren anayasa ve uygulanması ile ilgili bir başlık, asla bir magazin haberi kadar değer göremiyor. Başka bir ülkede gündemden inmeyecek "anayasal kaos" başlığı asla bir futbol maçı skorunun önüne geçemiyor.

Televizyonların haber başlıkları ile izlenme oranları, haber sitelerinin ilgili haberlerinin tıklanma sayıları bunu açıkça gösteriyor.

İktidarın başarılarından biri de "garipsemeyen, tepki vermeyen, hemen alışan" bir toplum yapısını kurabilmesi…

Doğal olarak soru yöneltilmiyor.

Gazetecilerin, yazarların sabahın erken saatlerinde ev baskınlarıyla gözaltına alındığı, kaçmayan, göçmeyen, ne yaptığı ettiği belli insanların tutuklandığı Türkiye'de bu hengamede bir şeyler yaşandı gitti.

Ogün Samast, en az 27 yıl cezaevinde tutulacakken, "iyi halli" görülüp, serbest bırakıldıktan hemen sonra, "hakkında silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek" iddiasıyla iddianame hazırlandı. Dink ana davası uzun zamandır, "FETÖ eksenli" yürütülüyor. Savcılığın tezi, Dink'in tamamen bu örgütün planıyla öldürüldüğü yönünde… Durum böyleyken, Samast hakkında dava açılması için neden bu kadar beklenildiği bir muamma. Tahliye edildikten sonra davanın açılması da garip. Serbest bırakılan Samast yeniden bulunabilecek mi, göreceğiz.

Dilan – Engin Polat dosyası da öyle… Haftalarca iddialar gündeme geldikten sonra yapılan operasyona ilişin dosya hâlâ tartışılıyor. Geçen sürede ne oldu, neler yapıldı, bunlar da muamma… Tıpkı aklandığı iddia edilen paranın sahibinin kim olduğu gibi…

Çürüme dediğiniz, unutmaktan başlıyor ve kişiye göre adalet uygulamalarına kadar ilerliyor. Aslında her gün bunun örneklerini yaşıyoruz.

* * *

Uzman çavuş, hayatını nasıl kaybetti?

6 Kasım'da Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın sitesinde bir vefat duyurusu yayımlandı. Şöyle deniliyordu:

"Hv. P. Uzm. Çvş. Nail Selçuk, 06.11. 2023 tarihinde vefat etmiştir. Merhum'a Allah'tan rahmet, kederli ailesine ve çalışma arkadaşlarına başsağlığı dileriz."

Bu ilandan bir gün önce de yine sitede, Hava Astsubay Kıdemli Çavuş Bilal Karaarslan'ın vefat ettiği duyuruluyordu.

İki isimle ilgili ortak nokta, nerede, ne zaman, nasıl vefat ettiklerine dair bir bilginin verilmemiş olmasıydı.

Selçuk, vazifesine İzmir'de, çatışma bölgelerinden uzakta devam ederken hayatını kaybetti. Aksaraylı, babasını daha çocuk yaşta kaybetmiş bir askerdi. Ailesinin verdiği bilgiye göre, ölümünden sonra, askerler annesinin evine gelip vefat haberini verdi. Acılı anne, oğlunun hayatını nasıl kaybettiğine yönelik bir bilgi alamadı.

Ailenin olayla ilgili tek bilgisi, kefeni açıp görmek istediklerinde, Nail Selçuk'un kendilerine gösterilmemesi. Ancak vücudunun ağır biçimde yara aldığı, bedeninin bir kısmının olmadığına yönelik iddiaları var ailenin.

* * *

Ailenin eline bir süre sonra otopsi raporu da geçti. Otopsi raporuna göre Selçuk, hayatını ateşli silah yaralanması sonucu kaybetti. Ancak ölüm belgesinde de ön otopsi raporunda da nerede ve nasıl yaralandığına yönelik bir bilgi yok.

Ölüm belgesinde, nerede yaralandığı kısmına sadece "diğer" notu düşülmüş. Aileye hızla ölüm yardımı da yapılmış. Ancak bütün bilgi bu kadar…

Ailenin çok sayıda sorusu var ancak yanıt bulabilmiş değiller. İstekli olmasalar da sorulara artık hukuk yoluyla yanıt bulabilmeyi tartışıyorlar.

Uzman Çavuş Nail Selçuk, nasıl ve neden hayatını kaybetti, nasıl oldu da yaralandı?

Ailesi yanıt bekliyor.

Gökçer Tahincioğlu kimdir?

Gökçer Tahincioğlu, 1997'den 2018'e kadar Milliyet Gazetesi'nde yargı muhabirliği, Ankara Haber Müdürlüğü, köşe yazarlığı yaptı.

Haber, yazı ve fotoğraflarıyla Musa Anter, Metin Göktepe, Abdi İpekçi gibi isimlerin adını taşıyan gazetecilik ödüllerini aldı. Çağdaş Gazeteciler Derneği ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü ödüllerine layık görüldü.

Bu Öğrencilere Bu İşi mi Öğrettiler?: Öğrenci Muhalefeti ve Baskılar (2013, Kemal Göktaş'la birlikte), Beyaz Toros: Faili Belli Devlet Cinayetleri (2013) ve Devlet Dersi: Çocuk Hak ve İhlallerinde Cezasızlık Öyküleri (2016), Çünkü Umurumuzda adlı mesleki kitaplara imza attı. Yaralı Hafıza ve Kayıp Adalet adlı derleme kitapların editörlüğünü üstlendi. 

İlk romanı Mühür, 2018'de yayımlandı. 2020'de yayımlanan ikinci romanı Kiraz Ağacı ile Yunus Nadi Roman Ödülü'nü kazandı. Üçüncü romanı Sabahattin Ali'yi Ben Öldürdüm, Eylül 2023'te yayımlandı. 2018'den bu yana T24 Ankara Temsilcisi olarak çalışıyor.

Yazarın Diğer Yazıları

18,5 dakikada deprem adaleti

Binlerce binanın yıkıldığı, binbir soru işaretinin olduğu bir depremin bütün yükü neden tek bir yere yükleniyor? Şaşırtıcı raporlar hangi ekip tarafından, nasıl hazırlanıyor? Hiçbir kamu görevlisinin "asli sorumlu" çıkmaması sürpriz mi?

ABD elçisinden İliç'e uzanan yol: ÇED raporundaki itiraflar

Set çöküyor, toprak kayıyor, madenler işçilere mezar oluyor ama cümleler hiç değişmiyor: "Tehlike yoktur, sızma olmamıştır, ülkemiz için yararlıdır, karşı çıkanlar bellidir…"

Adnan Oktar dosyasının unutulanları: El öpenler, vazgeçenler ve Deniz Kuvvetleri’nin işkence suçlaması

Fincancı dışında verilen raporlar, şikâyet başvuruları da görmezden gelinmiş. Misal, çok ciddiye alınan, hatta davaya dönüşen bir işkence başvurusu daha var. İhbarda bulunan bir kişi değil, kurum; Deniz Kuvvetleri Komutanlığı…