30 Kasım 2023

Eski eşini ve eşini öldüren katil, istismar edilen çocuklar, İstanbul Sözleşmesi ve nafile genelge

İstanbul Sözleşmesi’nin yerine “yerli ve milli hukuk” koymayı amaçladığını iddia eden iktidarın geçen hafta yayımlanan, kadına yönelik şiddeti engellemeye yönelik son genelgesi tartışılıyor. Tarikatlarda alıkonulan, imam nikahıyla zorla evlendirilen, yaşamak şansı verilmeyen, istismar edilen çocuklar için ne yapacak, yargı nasıl tutum alacak göreceğiz

İstanbul Sözleşmesi neydi?

Söylendiği gibi “sapkınlığı” yaygınlaştıran, “aile kurumunu yerle bir eden”, “toplumsal dokuya zarar veren”, “dış güçlerin Türkiye’yi kandırarak imzalattığı” bir uluslararası sözleşme olduğu doğru muydu?

***

Karabük’te eşi Özlem Küçükyılmaz ile eşinin annesi Nazife Çetingök’ü sokak ortasında pompalı tüfekle öldüren Hasan Küçükyılmaz, İstanbul Sözleşmesi kaldırıldıktan sonra bu cinayetleri işledi, 5 Eylül 2023’te.

Şu mesajı paylaşarak:

“Yaptıklarının bedelini ödedin. Annen de ödedi, baban da cenazenizin başında durarak bedelini ödemiş olacak.”

Keşke bununla sınırlı olsa…

Aynı katil, 2008 yılında ilk eşi Nimet Küçükyılmaz’ı da öldürmüştü.

İstanbul Sözleşmesi yoktu.

Sadece 13 yıl cezaevinde yattı.

Şimdi de infaz düzenlemelerinden yararlanacak. Öyle uzun uzadıya yatacağı sanılmasın.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede, tek imzayla çıkılmasını şöyle savundu geride kalan günlerde:

“İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmemizin kadın hakları ve şiddetle mücadeleye en küçük olumsuz bir etkisi olmamıştır. Mücadelenin asıl somut araçları 6284 sayılı Kanun başta olmak üzere zihinlerde gerçekleştirdiğimiz dönüşümdür. Biz kadına yönelik şiddetle mücadeleyi, aileyi yüceltme ve güçlendirme mücadelemizin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Şiddetsiz bir Türkiye Yüzyılı için çalışmalarımızı kesintisiz sürdürüyoruz. Kadınların hak taleplerinde ve biz de onlara verdiğimiz destekte samimi olduğumuz için bugünlere geldik… Haftalardır Gazze'de alçakça katledilen binlerce kadın ve çocuk için bazı çevreler tek kelime etmediler. Zalimleri ve aparatlarını desteklemeyi marifet sayıyorlar.”

Elbette böyle değil. Ve İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasının olumsuz etkisinin olup olmadığını ölçebilmek de mümkün değil. Ama İstanbul Sözleşmesi’nin etkin biçimde uygulanmasıyla olumlu bir etki yaratmak mümkündü.

İstanbul Sözleşmesi, orada bir hedef olarak duruyordu. Yargıtay ve yerel mahkemeler zaten sözleşmeye uygun davranmıyordu, zaten etkili cezalar vermiyor, sözleşmenin ruhuna uygun biçimde caydırıcı tedbirler almıyordu.

Ama sözleşme yürürlükteydi ve oradaki maddelerin uygulanması halinde şiddetin azalabileceği de ortadaydı.

Erdoğan, grup konuşmasında da İstanbul Sözleşmesi’ni konu etti:

“İstanbul Sözleşmesi'nden ülkemizin çekilmesine dair marjinal çevrelerin yürüttüğü kampanyaların temeli yoktur. Şiddet meselesini bu sözleşmesi ile irtibatlandıranların amacı kadına yönelik şiddet değil. Bunlar kadına şiddetten rahatsız olsalardı bölücü terör örgütünün kuyruğuna takılmazlardı. Bunların kadın haklarıyla ilgili derdi olsaydı, bölücü alçakların katlettiği kadınlarımızın hatırlarına sahip çıkarlardı. Biz şehit analarıyla, Diyarbakır anneleriyle, darbecilere meydan okuyan yiğit kadınlarımızla yol arkadaşlığı yapacağız.”

Terör örgütlerinin çocuklara, kadınlara yönelik işlediği suçları takip edenlerin başında İstanbul Sözleşmesi ve benzeri sözleşmeleri destekleyen sivil toplum örgütleri geliyor. Terör örgütlerine çocuk savaşçılar konusunda karşı çıkan, kadınlara yönelik şiddet eylemleri nedeniyle tepki gösterenler de hak savunucuları.

Ve Gazze’de, Filistin’in dört yanında öldürülen kadınlara, terör örgütlerinin kaçırdığı kız çocuklarına tepki gösterenler de dünyanın dört bir yanındaki bu insanlar…

***

Bir süre önce kapatılmak istenen ve hukuk mücadelesini kazanan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun, sadece kamuoyuna yansıyan cinayetlerden hazırladığı raporlar kamuoyuna her ay açıklanıyor:

2023 Ağustos Raporu’na göre, 29 kadın cinayeti işlendi. 21 kadın şüpheli bir şekilde ölü bulundu. Öldürülen 29 kadından 8’i boşanmak istemek, barışmayı reddetmek, evlenmeyi reddetmek, ilişkiyi reddetmek gibi kendi hayatına dair karar almak istemesi bahanesi ile, 1’i bakımının zor olması, 1’i kumanda sebebiyle kavga edilmesi, 1’i nefret bahanesi ile öldürüldü. 18’inin ise hangi bahaneyle öldürüldüğü tespit edilemedi.

Eylül raporuna bakalım. 32 kadın öldürüldü, 18 kadın şüpheli bir şekilde ölü bulundu. Öldürülen 32 kadından 12’si boşanmak istemek, barışmayı reddetmek, evlenmeyi reddetmek, ilişkiyi reddetmek gibi kendi hayatına dair karar almak istemesi bahanesi ile, 1’i ekonomik bahane ile, 3 kadın ise asıl hedef olan kadınların yanında olmaları bahanesiyle öldürüldü. 16’sının ise hangi bahaneyle öldürüldüğü tespit edilemedi.

Ekim raporu da farklı değil. 19 kadın cinayeti işlendi, 18 kadın şüpheli bir şekilde ölü bulundu. Öldürülen 19 kadından 5’i boşanmak istemek, barışmayı reddetmek, evlenmeyi reddetmek, ilişkiyi reddetmek gibi kendi hayatına dair karar almak istemesi bahanesi ile, 1’i günlük bir tartışma bahanesiyle öldürüldü. 13’ünün ise hangi bahaneyle öldürüldüğü tespit edilemedi.

***

Buradan başka bir habere geçelim… 4 Kasım 2022 tarihli…

“Kayseri'nin Melikgazi ilçesi Yılanlı Dağı mevkisinde geçen mayıs ayında içinde su bulunmayan 10 metre derinliğindeki bir kuyuda kemik parçaları ve çantası bulunan Ayşe Kavak'ı öldürdüğü iddiasıyla mahkemeye sevk edilen M.A., zaman aşımı gerekçesiyle serbest bırakıldı. Şüphelinin ayrıca, 1988 yılında 1 kişiyi bıçaklayarak öldürmesi nedeniyle 12 yıl hapis yattığı ve afla 2000 yılında tahliye olduğu öğrenildi. Şüphelinin cezaevinden çıktıktan 1 yıl sonra da Ayşe Kavak'ı ziynet eşyaları, cüzdanı ve cep telefonunu gasp etmek için öldürdüğü tespit edildi.”

***

İstanbul Sözleşmesi’nin yerine “yerli ve milli hukuk” koymayı amaçladığını iddia eden iktidarın geçen hafta yayımlanan, kadına yönelik şiddeti engellemeye yönelik son genelgesi tartışılıyor.

İnsan Hakları Eylem Planı’na ve nasıl uygulandığına bakınca insan elbette iyiden iyiye umutsuzluğa kapılıyor.

“Kadının beyanı esastır” ilkesinin anlamını bir türlü anlamak istemeyen, bunun, “kadın ne derse doğrudur” anlamına geldiğini sanan çevrelerin etkisiyle İstanbul Sözleşmesi kaldırıldı.

Erdoğan imzalı genelgede, “Kanıta dayalı politikaların geliştirilmesi” ifadesi yer alıyor. Birbirinden bir farkı yok. Sadece beyanı bir soruşturma gerekçesi sayıp saymayacağı meçhul. Oysa öyle olması gerekiyor.

Küçük yaşta evliliklere, zorla evlendirmelere karşı da ifadeler var.

Bir samimiyet testi aynı zamanda bu ifadeler.

Tarikatlarda alıkonulan, imam nikahıyla zorla evlendirilen, yaşamak şansı verilmeyen, istismar edilen çocuklar için ne yapacak, yargı nasıl tutum alacak göreceğiz.

Ancak kesin olan bir şey var… Bu infaz sistemiyle, bu aflarla, “kader kurbanı” sözleriyle yol alındığı sürece, hiçbir düzenleme caydırıcı olamaz. Katiller üç beş yılda serbest kalacaklarını bildikleri sürece ne yaparsanız yapın, yol alınamaz…

Gökçer Tahincioğlu kimdir?

Gökçer Tahincioğlu, 1997'den 2018'e kadar Milliyet Gazetesi'nde yargı muhabirliği, Ankara Haber Müdürlüğü, köşe yazarlığı yaptı.

Haber, yazı ve fotoğraflarıyla Musa Anter, Metin Göktepe, Abdi İpekçi gibi isimlerin adını taşıyan gazetecilik ödüllerini aldı. Çağdaş Gazeteciler Derneği ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü ödüllerine layık görüldü.

Bu Öğrencilere Bu İşi mi Öğrettiler?: Öğrenci Muhalefeti ve Baskılar (2013, Kemal Göktaş'la birlikte), Beyaz Toros: Faili Belli Devlet Cinayetleri (2013) ve Devlet Dersi: Çocuk Hak ve İhlallerinde Cezasızlık Öyküleri (2016), Çünkü Umurumuzda adlı mesleki kitaplara imza attı. Yaralı Hafıza ve Kayıp Adalet adlı derleme kitapların editörlüğünü üstlendi. 

İlk romanı Mühür, 2018'de yayımlandı. 2020'de yayımlanan ikinci romanı Kiraz Ağacı ile Yunus Nadi Roman Ödülü'nü kazandı. Üçüncü romanı Sabahattin Ali'yi Ben Öldürdüm, Eylül 2023'te yayımlandı. 2018'den bu yana T24 Ankara Temsilcisi olarak çalışıyor.

Yazarın Diğer Yazıları

18,5 dakikada deprem adaleti

Binlerce binanın yıkıldığı, binbir soru işaretinin olduğu bir depremin bütün yükü neden tek bir yere yükleniyor? Şaşırtıcı raporlar hangi ekip tarafından, nasıl hazırlanıyor? Hiçbir kamu görevlisinin "asli sorumlu" çıkmaması sürpriz mi?

ABD elçisinden İliç'e uzanan yol: ÇED raporundaki itiraflar

Set çöküyor, toprak kayıyor, madenler işçilere mezar oluyor ama cümleler hiç değişmiyor: "Tehlike yoktur, sızma olmamıştır, ülkemiz için yararlıdır, karşı çıkanlar bellidir…"

Adnan Oktar dosyasının unutulanları: El öpenler, vazgeçenler ve Deniz Kuvvetleri’nin işkence suçlaması

Fincancı dışında verilen raporlar, şikâyet başvuruları da görmezden gelinmiş. Misal, çok ciddiye alınan, hatta davaya dönüşen bir işkence başvurusu daha var. İhbarda bulunan bir kişi değil, kurum; Deniz Kuvvetleri Komutanlığı…