16 Kasım 2023

Ogün Samast’ın yanıtlanmayan sorusu: "Vatan haini" diye adamı hedef gösteren ben miydim?

Hrant Dink’i hedef gösterenler, hedef haline gelmesinden sonra öldürülmesini izleyenler hiç yargılanmadı

Hrant Dink’i öldürdükten 16 yıl 10 gün sonra cezası tamamlanan Ogün Samast, 33 yaşında yeni bir hayata başlayacak. Cezaevinde daha 21 yaşındayken evlenen, farklı bir hayat istediğini sürekli söyleyen Samast, başka cinayetlerin failleri olan Mehmet Ali Ağca, Haluk Kırcı, Oral Çelik, Abdullah Çatlı ve JİTEM’ciler düşünüldüğünde çok bile yatmış sayılabilir. Dink’in ailesi ve sevenleri ise ömürleri boyunca bu acının ve adaletsizliklerin gölgesiyle yaşamak zorunda kalacak.

Samast, Trabzon’da, lise önünde tanıştığı Yasin Hayal’in etkisi altına girdiği tarihe kadar, kendi halinde, ailesinin, “sakin ve uysal” diye tanımladığı bir çocuktu. Arkadaş çevresinde ise korkulan biri olarak tanımlanıyordu. Öfkeliydi, kavgacıydı. Lise birinci sınıfta okulu bıraktıktan sonra girdiği işlerden de kısa süre içerisinde ayrıldı. Futbol oynadığı takımdan bile atılmıştı.17 yaşına ayak bastığında artık tamamen Hayal’in etkisindeydi.

Belki bu kısa özgeçmişin etkisiyle, Hrant Dink 19 Ocak 2007’de Ogün Samast tarafından öldürüldüğünde bir grup köşe yazarı, hiç de şaşırtıcı olmayan bir biçimde, cinayetin milli hassasiyeti galeyana gelmiş bir grup gencin eylemi olarak kamuoyuna sunmaya çalıştı.

O ana kadar Hrant Dink, itinayla hedef haline getirilmişti. Sabiha Gökçen ile ilgili olarak Agos’ta yazılan haberle başlayan linç kampanyası, Türklüğü değil, zehirli milliyetçiliği ve hatta "zehirli Ermeni milliyetçiliğini" de hedef aldığı yazısı nedeniyle doruk noktasına çıktı. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, her aşamada Türklüğe hakaret ettiği iddiasını reddeden ancak bu nedenle yargılanan ve kamuoyunun önüne atılan Dink’e verilen cezayı, bilirkişi raporlarına, Yargıtay Başsavcılığı’nın aksi yöndeki tebliğnamesine rağmen onadı. O dönem, Dink lehine oy kullananlar için Yargıtay koridorlarında, “Ermeni” sıfatı kullanıldı.

Samast’ın bayrağı

Hedef haline getirilen Hrant Dink, 19 Ocak 2007’de, gazete bürosunun yanında, sokak ortasında üç el ateş edilerek öldürüldü. Cinayetin faili Ogün Samast’ı babası televizyonda gördü ve ihbar etti. 36 saat sonra Samsun Otogarı’nda yakalanan Samast, burada götürüldüğü karakolda, elindeki bayrakla, polislerle birlikte poz verdi.

Henüz 17 yaşındaydı ve elbette bu yaşta olmasına dikkat edilmişti. Çocuk mahkemesinde yargılanmaya başladı. 2018’de cezası kesinleşti. Bu kadar beklendi zira, ana dava dosyasında yargılama bitmek bilmiyordu.

22 yıl 10 ay ceza aldı çocuk olması nedeniyle. Cezasının infazı da bugün doldu. 16 yıl 10 ay sonra özgürlüğüne kavuştu. Aslında daha erken çıkacaktı ama cezaevinde aldığı bir disiplin cezası nedeniyle tahliyesi biraz gecikti.

Samast’ın soruları

Aynı Ogün Samast, 2011’de çıkartıldığı mahkemede, kamuoyuna çok haklı bir mesaj veriyordu. Bugün bile yanıtlanmamış sorular yönelterek:

“'Lanetli bir nehir gibi akıp giden gençliğimi, tükettiğim bu yolda yaşananları tüm ayrıntılarıyla anlatıyorum. Sadece yargılananlar yargılayabilir. Tüm uluslararası kanunlarda ve TCK’da ‘adam ölümüne sebebiyet verme suçu’ mevcut. Ayrıca tüm kanunlarda ‘halkı kin ve düşmanlığa sevk etme’ suçu da var… Ben gözümdeki çöpü çıkardım yargılanıyorum… Peki beni bu sürece getirenler nerede, kim onlar?' diyerek sözlerine devam eden Samast, 'Damarlarımda cahillik aktığı ilk gençlik yıllarında ben nereden bilirdim Agos Gazetesi’ni, nereden tanırdım Hrant Dink’i, Ermeni nedir, tarih nedir, hiç bilmezdim. Ortaokul mezunu yurdun çocuklarından bir tanesiydim. Benim de hayallerim vardı… Ta ki eski sabıkalı, Yasin’in bana internetten gösterdiği manşetler ve okuttuğu yazılarla bana baskı oluşturarak beni sürüklediği kin ve nefret girdabında kaybolmamla başladı olaylar… Adamın yazdığı yazının bir bölümünü cımbızla alıp provokatörlük yapan ben miydim? Bu manşetler ve bu yazılar yüzünden mahkeme köşelerinde Dink’i ve Orhan Pamuk’u süründüren halkımızın önüne bunlar ‘vatan haini, devlet düşmanı, bizi küfreden bizi aşağılayan, bölmeye çalışanlar işte bunlar’ diye hedef gösteren ben miydim? Televizyon tartışmalarında parmaklarını sallayarak yok mu bunları vuracak vatan evladı diye içindeki nefreti kusan ben miydim?… Onu gördüm, vurmaktan vazgeçtim. İki yumruk atacaktım, aklıma Yasin geldi korktum, aklıma o manşetler, o yazılar geldi, ne yaptığımı dahi hatırlayamayacak hale geldim… Ama o yazılar olmasaydı, bu yaşananlarda olmayacaktı. Özgür basın o günlerdeki manşetlerini bir hatırlayın, bir hatırlatın neden suskunsunuz. ‘Güvercin’ diye manşet atanlar değil miydi, vatan haini diye manşet atanlar.”

Hayal’in bombası

Samast’ın sorularından yola çıkarak devam edelim.

Samast’ı azmettiren Yasin Hayal, Trabzon emniyetinin yakından tanıdığı bir isimdi. 24 Ekim 2004'te Trabzon'daki McDonald's şubesine bomba attı ve çoğu çocuk altı kişi yaralandı. Trabzon polisi, Hayal'i birkaç gün sonra yakaladı. Olağan şartlarda bombalama gibi bir eylemin ardından dosyanın terör savcılığına, Erzurum'a gönderilmesi gerekiyordu. Ancak Trabzon polisi, dosyayı hiç Erzurum'a göndermedi. Olay, basit bir adli vaka olarak ele alındı. Olay, terör suçu kapsamında görülseydi, Yasin Hayal'in aldığı hapis cezası muhtemelen yarı oranında artırılmış olacak, 11. ayda tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılması zorlaşacak, daha önemlisi "terör suçu" olduğu için örgüt bağları araştırılacaktı. Hayal'in telefon kayıtları bile araştırılmadı. Bu bağların araştırılması, Dink cinayeti bağlarının daha o zaman çözülebilmesi demekti. Ancak bu yapılmadı. Polisin ve Trabzon'un zaten tanıdığı Hayal için özel muamele yapıldı.

Trabzon 1.  Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmaya başlandı. Sadece 11 ay tutuklu kalan Hayal, bu sürenin 3 ayını da akıl hastanesinde geçirdi. "Akıllı" raporu aldıktan kısa bir süre sonra tahliye edildi. Hayal, Eylül 2005'te, tutuksuz yargılanmaya başlandı. Tahliyesine, mahkemenin asıl heyetinin izinli olduğu dönemde, nöbetçi heyet karar vermişti. Çok basit davalarda bile nöbetçi heyetler, kritik kararlara imza atmazken, dosyayla bütünüyle ilgisiz olan bir ticaret mahkemesi üyesi ile icra hâkiminin yer aldığı heyet, tahliye kararını verdi. Bu heyet, üstelik Hayal'e yurtdışına çıkış yasağı bile koymamıştı.

Cezaevinde olabilirdi

Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesi, dava sonunda Hayal'e, cezasında indirim yaparak 6 yıl 8 ay ceza verdi. Bombalama ve yaralamanın söz konusu olduğu bu davada, bütün cezalar alt sınırdan, indirimle verildi. Adalet Bakanlığı müfettişleri, daha sonra Hayal'i serbest bırakan hâkimlerle ilgili bir soruşturma açmaya gerek görmedi. Mahkeme, Yasin Hayal'i 14 Haziran 2006'da 6 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırdı. İnfaz Yasası indirimleri sonucu bu ceza, 32 aya düştü. Hayal yeniden hapse girmedi, çünkü önceden yattığı süre vardı ve cezanın tamamını yatması için kararın Yargıtay tarafından onanması gerekiyordu. Yargıtay'daki olağanüstü gecikme, Yasin Hayal'in dışarıda kalmasına yol açtı. Hayal'in avukatlarının temyiz başvurusu, Yargıtay'a Temmuz 2006'da geldi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, Hayal'in mahkûmiyeti ile ilgili tebliğnameyi hazırlayıp ilgili daireye göndermesi, yaklaşık 8 ay aldı. Başsavcılık, tebliğnameyi, 6 Şubat 2007'de gönderdi. Bu arada Hrant Dink, Hayal'in de dâhil olduğu organizasyonla 19 Ocak 2007'de öldürüldü. Yargıtay'ın ilgili dairesi, Trabzon'daki mahkemenin Hayal'le ilgili kararının bazı yönlerini onayıp, bazı yönlerini bozduğu kararını 2 Mayıs 2008'de aldı. Yargıtay, bu kararı 2008'de değil de 2006 ya da 2007'de almış olsaydı, Hayal'in 11 aya ek olarak  21 ay daha hapis yatması gerekecek, Hayal'e yeniden cezaevinin yolu gözükecekti.

Tuncel’in dokunulmazlığı

Yine Samast’ın sorularından yola çıkalım.

Hayal’i yöneten, yönlendiren Erhan Tuncel kimdi?

Polis, hem Erhan Tuncel'i tanıyordu hem de Yasin Hayal'le daha o tarihten ilişkisini biliyordu. Başbakanlık Teftiş Kurulu raporuna göre, Trabzon'daki McDonald's şubesinin bombalanması olayını Erhan Tuncel'le Yasin Hayal birlikte organize etmişlerdi. Rapora göre, Tuncel'in bu bombalama eyleminin organizatörlerinden biri olduğu, o dönemde İstanbul Terörle Mücadele Şubesi'nin raporlarında da vurgulanmıştı. Polis, o tarihten başlayarak Tuncel'i muhbir olarak görevlendirmişti ve bunun ortaya çıkmaması için olağanüstü çaba sarf edildi. Tuncel, saldırıyla ilişkisi bilinmesine rağmen şüpheli olarak sorgulanmadı. Tuncel de Hayal'le birlikte yargılansaydı, muhtemelen Hrant Dink cinayetinin planlanması gündemden düşecekti. Tuncel, yargılanmak bir tarafa, olaydan 24 gün sonra dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek tarafından, "Yardımcı İstihbarat Elemanı" (YİE) yapıldı. Yargılama dışında bırakılan Tuncel için, "zorla getirilerek dinlenmesi" kararı alan mahkeme bile bu kararını uygulamadı. Jandarma ise adliyeye gelip duruşmaları takip eden Tuncel'i bulamadığını bildirdi. Dink suikastından sonra Hayal, bu olayda azmettirici olan Tuncel'in bombayı da imal ettiğini anlattı. Tuncel, Trabzon Emniyeti İstihbarat Şubesi'nde görevli polis Muhittin Zenit'e bağlı çalışmaya başladı. Tuncel, 15 Şubat ve 7 Nisan 2006 tarihli raporlarında, Yasin Hayal'in Hrant Dink'e yönelik eylem yapacağını isim vererek bildirdi. Tuncel, bu dönemde karşılığında bin 35 TL aldığı 11 istihbarat raporu verdi. Polislere kod adıyla değil gerçek isimleriyle hitap edecek kadar emniyetle içli dışlı olan Tuncel'in, "muhbirlik" statüsü, Dink cinayetinden kısa süre önce, 23 Kasım 2006'da sonlandırıldı. Tuncel'in, daha önce bilgisini verdiği cinayetten 2 ay önce istihbarat ağının dışına çıkarılması, cinayetin işlenmesine göz yumulduğu şeklinde yorumlandı. Dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay'dı. Altay, cinayetten 1 hafta sonra görevinden alındı.

Diğer azmettiriciler nerede?

Dink davası bugün, 15 Temmuz’un izlerini üzerinde taşıyarak devam ediyor. Cinayetin tamamen Gülen cemaatinin organizasyonu olduğu tezi üzerinden cezalar verildi. Cemaate bağlı isimlerin sorumluluğu ortada. Ancak -o dönem cinayete göz yuman birçok kişi ödüllendirildi ve görevlerine devam ediyorlar.

Dink’i hedef gösterenler, hedef haline gelmesinden sonra öldürülmesini izleyenler ise hiç yargılanmadı. Samast’ın soruları bugün hala geçerli… Ancak çarpıttığı gerçekler de var. Samast, o gün isteseydi bile cinayetten vazgeçemezdi. Cinayeti işlediği sırada çevresinde rapor vermek için bekleyen onlarca isim vardı. Ve bugün bunların büyük bölümü hala açığa çıkartılmadı. Onlar da Dink’i hedef haline getirenler gibi muhtemel ki hiç yargılanmayacak.

Gökçer Tahincioğlu kimdir?

Gökçer Tahincioğlu, 1997'den 2018'e kadar Milliyet Gazetesi'nde yargı muhabirliği, Ankara Haber Müdürlüğü, köşe yazarlığı yaptı.

Haber, yazı ve fotoğraflarıyla Musa Anter, Metin Göktepe, Abdi İpekçi gibi isimlerin adını taşıyan gazetecilik ödüllerini aldı. Çağdaş Gazeteciler Derneği ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü ödüllerine layık görüldü.

Bu Öğrencilere Bu İşi mi Öğrettiler?: Öğrenci Muhalefeti ve Baskılar (2013, Kemal Göktaş'la birlikte), Beyaz Toros: Faili Belli Devlet Cinayetleri (2013) ve Devlet Dersi: Çocuk Hak ve İhlallerinde Cezasızlık Öyküleri (2016), Çünkü Umurumuzda adlı mesleki kitaplara imza attı. Yaralı Hafıza ve Kayıp Adalet adlı derleme kitapların editörlüğünü üstlendi. 

İlk romanı Mühür, 2018'de yayımlandı. 2020'de yayımlanan ikinci romanı Kiraz Ağacı ile Yunus Nadi Roman Ödülü'nü kazandı. Üçüncü romanı Sabahattin Ali'yi Ben Öldürdüm, Eylül 2023'te yayımlandı. 2018'den bu yana T24 Ankara Temsilcisi olarak çalışıyor.

 

Yazarın Diğer Yazıları

18,5 dakikada deprem adaleti

Binlerce binanın yıkıldığı, binbir soru işaretinin olduğu bir depremin bütün yükü neden tek bir yere yükleniyor? Şaşırtıcı raporlar hangi ekip tarafından, nasıl hazırlanıyor? Hiçbir kamu görevlisinin "asli sorumlu" çıkmaması sürpriz mi?

ABD elçisinden İliç'e uzanan yol: ÇED raporundaki itiraflar

Set çöküyor, toprak kayıyor, madenler işçilere mezar oluyor ama cümleler hiç değişmiyor: "Tehlike yoktur, sızma olmamıştır, ülkemiz için yararlıdır, karşı çıkanlar bellidir…"

Adnan Oktar dosyasının unutulanları: El öpenler, vazgeçenler ve Deniz Kuvvetleri’nin işkence suçlaması

Fincancı dışında verilen raporlar, şikâyet başvuruları da görmezden gelinmiş. Misal, çok ciddiye alınan, hatta davaya dönüşen bir işkence başvurusu daha var. İhbarda bulunan bir kişi değil, kurum; Deniz Kuvvetleri Komutanlığı…