11 Kasım 2023

"Olursa olsun" cumhuriyeti, imar barışı, firar ve olası kast

Bir Türkiye özeti gibi… Yıkılan bir bina, ölen 35 insan… Çırpınan bir anne… Olması gerekeni, bekleneni yapan bir savcı… Karşılarında ise "olursa olsun" diyerek insanları ölüme gönderenler

Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin, TİP milletvekili Can Atalay'ın tahliyesinin gerektiğine karar veren Anayasa Mahkemesi'nin kararına "uymayacağını" açıklayıp, bununla yetinmeyerek AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunma kararı almasının yankıları sürüyor.

Birkaç güne, bütün bu olanları da "olağan haller" arasında sayacağız. Zira bu ülkede soluk alabilmenin yolunu herkes akışına bırakmakta bulmuş durumda.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Yargıtay'ın haklı olduğunu belirterek, farklı mesajlar paylaşan kurmaylarını da eleştirdiği açıklamalarıyla boyutlanan krizi mevcut koşullarda sadece TBMM sonuçlandırabilir, bu açık. Ancak TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ve AKP grubunun bu tavrı gösterip gösteremeyeceği şüpheli.

Yokuş aşağı giden bir Türkiye profili…

Ancak çözüm elbette yeni anayasa yapmak değil, anayasaya uymak.

* * *

Bunun mikro örneklerini bütün adliyelerde görmek mümkün. Yasalara uyanlar, duruma göre vaziyet alanlar, kaçak güreşenler…

Kahramanmaraş merkezli depremin simge yapılarından biri de Ezgi Apartmanı'ydı.

35 kişiye mezar olan apartmanın gündeme gelmesini sağlayan isim de bir anneydi; Nurgül Göksu.

Depremde oğlunu, gelinini ve torununu kaybeden Göksu, günlerce enkaz başından ayrılmadı. Binanın altındaki pastanenin kolon kesmesi nedeniyle apartmanın yıkıldığı iddiaları vardı ve kimse bu iddianın üzerine gitmiyordu.

Göksu, pastanenin eski ve yeni fotoğraflarını karşılaştırarak işe başladı. Kolon kesildiği açık biçimde görülüyordu.

Kesilen kolonu aradı sonra. Kırk gün sonra, iş makinesi tutarak kazı yaptırdı ve kesik kolonun izini bularak fotoğrafladı.

Savcılığı harekete geçirmek için ne kadar olanak varsa hepsini kullandı. Kamuoyunu haberdar etti, gazetecileri harekete geçirdi.

Ve nihayet savcılık da bilirkişi raporunda da aynı tespitin yapıldığını görünce Göksu'nun elde ettiği tüm video ve fotoğrafları soruşturma dosyasına dahil etti. Bunlar üzerinde ayrıca inceleme yaptırdı.

* * *

Ezgi Apartmanı'nın müteahhidi Ertan Danacı, soruşturma aşamasında tutuklanmıştı.

Apartmanın altındaki Kervan Pastanesi'nin sahip ve sorumluları Sami Kervancıoğlu ile Mustafa Pekel ise tüm iddialara, 35 kişinin ölümüne rağmen hakimlik tarafından adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı.

Nurgül Göksu, iki ismin tutuklanması için defalarca çağrı yaptı.

Bilirkişi raporu geldiğinde savcılık da Göksu'nun çağrısına kulak verdi ancak çok geçti.

Evlerinde bulunamayan iki ismin firar ettikleri anlaşıldı.

* * *

Ancak skandalların, iki kritik ismin göz göre göre firar etmesine izin verilmesiyle sınırlı olmadığı anlaşıldı.

Hakimlik, bu iki ismi nasıl oldu da serbest bıraktı, siyasi bağlantıları nasıl ve ne kadar etkili oldu, birilerinin bunu mutlaka araştırması gerekir.

Ancak bir de yapılan düzenlemelerin nelere yol açtığına bakmak lazım.

Savcı Muhammed Fatih Kahraman'ın hakkını vermek lazım. Ezgi Apartmanı'nın yıkılmasıyla ilgili hazırladığı iddianame, bütün tabloyu net biçimde ortaya koyuyor.

İddianamedeki bilirkişi raporuna göre, Ezgi Apartmanı zaten usule aykırı, projeye aykırı biçimde yapıldı. Üzerine kaçak kat çıkıldı.

Apartmanın altındaki Kervan Pastanesi, alanını genişletmek için kolon kesti. Servis asansörü için alan açmak için kirişlerle oynadı. Havalandırma bacası yapmak için binayı deforme etti. Perde duvarlar bile yapılmadı.

Üstelik binanın önüne bir de oturma alanı yapıldı kaçak biçimde.

Bir tek bu kaçak yapı nedeniyle pastane mühürlendi. Diğer hiçbir değişiklikten kimse haberdar edilmedi.

* * *

Bütün bunlara rağmen pastane nasıl faaliyetlerine devam edebildi, bina nasıl oldu da tüm yapı denetimlerinden geçti?

İmar barışı sayesinde…

İddianamede, Onikişubat Belediyesi ile yapılan yazışmalar da var.

Savcılık, belediyeye tadilatlarla ilgili herhangi bir izin veya ruhsat verilip verilmediğini sormuş.

Böyle bir başvuru yapılmadığını bildirmiş belediye.

Sadece, imar barışı kapsamında 2021'de yapılmış bir başvuru var. Mart ayı tarihli…

Bunun üzerine, işyerinin projeye uygun olarak büyütülüp büyütülmediği, kazan dairesinde yapılan tadilatların projeye aykırı olup olmadığı araştırılmış.

Ve herhangi bir taşıyıcıda tahribat ve mimaride değişiklik olmadığı, sadece eski kazanın yerinde atıl bir şekilde durduğu, karşısında ise kaskat kazan montajı yapıldığı tespiti gerçekleştirilmiş.

Genişletme konusunda yapı kayıt belgesi verildiği için herhangi bir işlem yapılmamış.

* * *

Ezgi Apartmanı göz göre göre yok olan binalardan sadece biri…

Ancak savcının hakkını yine vermek lazım.

En azından bununla ilgili tespiti yaparak davayı açtı.

Bütün deprem davalarında, avukatlar, ısrarla Türk Ceza Kanunu'ndaki "olası kast" düzenlemesinin uygulanmasını talep ediyor.

Savcılar, bunun yerine, "bilinçli taksir" düzenlemesinden dava açıyor.

İki düzenlemenin farkı ne?

Olası kasttan dava açıldığında, her bir ölüm için, öldürme suçundaki gibi ceza talep edilebiliyor.

Bilinçli taksir de ise maksimum 22 yıl ceza verilebiliyor.

İddianamede olası kast uygulamasına başvurulması sayesinde 876'şar yıl hapis cezası istenebildi.

* * *

Savcı Kahraman, Ezgi Apartmanı iddianamesinde, bir Türkiye gerçeğini de göstererek, "olası kast" düzenlemesine başvurdu.

Şöyle deniliyor Kervan Pastanesi'nin sahibi ve sorumlusu ile binanın müteahhidi hakkında:

"Bu eylemlerin sonucunda neticenin kaçınılmaz olmasına rağmen şüphelinin umursamadan, neticenin gerçekleşmesini göze alarak 'olursa olsun' şeklinde oluşan kast ile hareket ettiği, bu itibarla şüpheli hakkında vefat sayısınca olası kastla kasten öldürme suçu ve yaralı sayısınca olası kastla kasten yaralama suçu yönünden kamu davası açmaya yeter şüpheye ulaşılmıştır."

* * *

Bir Türkiye özeti gibi…

Yıkılan bir bina, ölen 35 insan…

Çırpınan bir anne… Olması gerekeni, bekleneni yapan bir savcı…

Karşılarında ise "olursa olsun" diyerek insanları ölüme gönderenler, onların kaçabilmesini sağlayanlar ve başkalarının hayatının kaybetmesine yol açan bir sahte barış; imar barışı…

Gökçer Tahincioğlu kimdir?

Gökçer Tahincioğlu, 1997'den 2018'e kadar Milliyet Gazetesi'nde yargı muhabirliği, Ankara Haber Müdürlüğü, köşe yazarlığı yaptı.

Haber, yazı ve fotoğraflarıyla Musa Anter, Metin Göktepe, Abdi İpekçi gibi isimlerin adını taşıyan gazetecilik ödüllerini aldı. Çağdaş Gazeteciler Derneği ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü ödüllerine layık görüldü.

Bu Öğrencilere Bu İşi mi Öğrettiler?: Öğrenci Muhalefeti ve Baskılar (2013, Kemal Göktaş'la birlikte), Beyaz Toros: Faili Belli Devlet Cinayetleri (2013) ve Devlet Dersi: Çocuk Hak ve İhlallerinde Cezasızlık Öyküleri (2016), Çünkü Umurumuzda adlı mesleki kitaplara imza attı. Yaralı Hafıza ve Kayıp Adalet adlı derleme kitapların editörlüğünü üstlendi. 

İlk romanı Mühür, 2018'de yayımlandı. 2020'de yayımlanan ikinci romanı Kiraz Ağacı ile Yunus Nadi Roman Ödülü'nü kazandı. Üçüncü romanı Sabahattin Ali'yi Ben Öldürdüm, Eylül 2023'te yayımlandı. 2018'den bu yana T24 Ankara Temsilcisi olarak çalışıyor.

 

Yazarın Diğer Yazıları

18,5 dakikada deprem adaleti

Binlerce binanın yıkıldığı, binbir soru işaretinin olduğu bir depremin bütün yükü neden tek bir yere yükleniyor? Şaşırtıcı raporlar hangi ekip tarafından, nasıl hazırlanıyor? Hiçbir kamu görevlisinin "asli sorumlu" çıkmaması sürpriz mi?

ABD elçisinden İliç'e uzanan yol: ÇED raporundaki itiraflar

Set çöküyor, toprak kayıyor, madenler işçilere mezar oluyor ama cümleler hiç değişmiyor: "Tehlike yoktur, sızma olmamıştır, ülkemiz için yararlıdır, karşı çıkanlar bellidir…"

Adnan Oktar dosyasının unutulanları: El öpenler, vazgeçenler ve Deniz Kuvvetleri’nin işkence suçlaması

Fincancı dışında verilen raporlar, şikâyet başvuruları da görmezden gelinmiş. Misal, çok ciddiye alınan, hatta davaya dönüşen bir işkence başvurusu daha var. İhbarda bulunan bir kişi değil, kurum; Deniz Kuvvetleri Komutanlığı…