23 Mart 2025

Aşk için müzik (6): Jane ve Dick

Birbirlerinin gözünün içine gülen gözlerle bakarak “my love” deyişlerinden, birbirlerini ilk günkü aşkla sevdiklerini görebilirdiniz. Dahası, bu sevgiyi, birlikte geçirdikleri zamanın kalitesine gösterdikleri özende görürdünüz

Tanıdığım en romantik yaşlı çift ABD’nin Indiana Eyaleti’nin Bloomington şehrinde yaşıyor. Dick, 50 yıl önce hoparlör teknolojisini bir adım öne götüren önemli bir teknik buluşun sahibi, emekli bir mühendis. Jane ise yerel müzede rehberlik yapan, bahçeyle uğraşan, oldukça kültürlü bir ev hanımı. Jane İngiliz, Dick Amerikalı. Fotoğrafların siyah beyaz olduğu dönemde bir gemide tanışmışlar. Bir süre Avustralya’da yaşamışlar, sonra Amerika’ya taşınmışlar. Hiç çocukları olmamış, ancak benim gibi şehirlerine okumaya gelen birkaç yabancı öğrenciyi evlat gibi bağırlarına basarlar.

1997 yazında Bloomington’a okumaya gitmiştim. Indiana Üniversitesinin “Leo Dowling International Center” adında, uluslararası öğrencilerle ilgilenen bir merkezi vardı. Tam anlamıyla bir “merkez”di, zira uluslararası öğrenciler Indiana Üniversitesi’nin ve Bloomington’un bel kemiğiydi. Kampüsün tam ortasında, koca modern fakülte binalarının arasında Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler masalından fırlamışçasına küçük, sıcak, dostane çatılı ev görünümünde bir binaydı burası. Benim gibi uzak ülkelerden, bambaşka kültürlerden gelen her renkten öğrencinin kendini evinde hissedeceği, hem birbirimizle, hem de Amerikalılarla kaynaşmamıza vesile olan türlü etkinliklerin düzenlendiği bir kurumsal şefkat yuvasıydı Leo Dowling Uluslararası Öğrenciler Merkezi. Üniversitenin önceki yıllarında bu alanda hizmet vermiş bir yöneticinin adı verilmişti.

Bloomington’daki ilk günlerimde bu merkezdeki bir etkinlikte birisi bana bir form uzattı. Yabancı öğrencilere bir nevi manevi “ev sahipliği” (host family) yapmaya gönüllü ailelerle bizleri bir araya getiren bir uygulamaymış. Bu uygulamaya dahil olarak önce Laura & Grafton Trout çiftiyle eşleştirildim, sonra onların da çevresinden aralarında Jane ve Dick’in de olduğu çeşitli sanatsever, yardımsever, zarif abiler ve ablalarla tanıştım. Bu aileler bizleri yıllarca bayram günleri -Şükran Günü, Noel gibi orada kutlanan bayramlar- evlerine aldılar, yedirdiler, içirdiler, gezdirdiler, ailenin bir paçası gibi hissettirdiler. Ara tatillerde memleketleri birkaç günlüğüne gidilemeyecek kadar uzak olanlarımızı o günlerde yalnız bırakmadılar; sağ olsunlar.

İlk günkü gibi aşk

Bilirsiniz, Amerika’da orta-üst sınıfın şık, müstakil evlerde yaşadığı temiz, bakımlı mahalleler vardır. Jane ve Dick böyle bir evde oturuyordu. Her mevsim farklı bitkilerin göz doldurduğu büyük bir bahçeleri vardı. Filmlerden gördüğümüz “Amerikan rüyası”nı gerçekleştirmiş huzurlu bir hayatları vardı. Birbirlerinin gözünün içine gülen gözlerle bakarak “my love” deyişlerinden, birbirlerini ilk günkü aşkla sevdiklerini görebilirdiniz. Dahası, bu sevgiyi, birlikte geçirdikleri zamanın kalitesine gösterdikleri özende görürdünüz. Dick eyaletin farklı bir şehrinde bir şirkette çalıştığı için sabahları erken çıkıyordu. Buna rağmen her sabah birlikte, keyifli ve telaşsız bir kahvaltı yapabilmek için geceleri tavuk gibi erken yatar, sabahları 6 gibi kalkarlardı. Bu nedenle onlara yemeğe davetli olduğum akşamlar Dick beni vakitlice evime bırakırdı. İlerleyen yaşlarına rağmen birlikte spor salonuna giderlerdi, Jane aletli jimnastiğe, Dick yüzmeye.

Dick alanında önemli bir isim olarak sık sık yurt dışında konferanslara davet edilirdi. Bunlara her zaman Jane’i de götürürdü; konferans dışında gittikleri yerleri gezmeye mutlaka zaman ayırırlardı. Dick emekli olduktan sonra da gezmeye devam ettiler.

Okul bittikten sonra bir süre daha Bloomington’da yaşadım, sonra Türkiye’ye döndüm. Görüşmeye devam ettik. Her yıl başı dostlarına o yılki gezilerini ve ziyaretlerini anlatan bir mektup yollarlar. Doğum günlerinde birbirimizi mutlaka arar veya yazarız.

...ve o aşkın şarkısı...

2021’de Jane 85. yaş gününü kutladı. Dick’e, Jane için ortak bir hediye hazırlamayı teklif ettim: ona özel yazılmış bir şarkı. Kabul etti. Ben şarkıyı yazdım, o şarkının müzisyen ve stüdyo masraflarını üstlendi. Bu şarkının ortaya çıkışı şöyle oldu:

Pandeminin başından beri aile ekonomimizi çekip çevirmek için kendime özgü bir iş modeli geliştirmiştim: "Hediyelik Besteler". Aldığım siparişler üzerine insanların doğum tarihlerinden türettiğim melodiler üzerine besteler yapıyordum. Bu sefer bu metodu kullanarak Jane’e hediye olarak bir caz şarkısı bestelemeye karar verdim. Bir taşla 3 kuş: Hem Jane'ciğime güzel bir hediye vermek, hem pandemizede meslektaşlarıma ufak da olsa bir iş çıkarmak, hem de projemi tanıtmak.

Dick bana Jane’le nasıl tanıştıklarını, birlikte neler yaşadıklarını, onun hakkında neleri sevdiğini, Jane'in bahçede o sezon hangi bitkileri yetiştirdiğini anlattı. Bu bilgilerden yola çıkarak "Jane'in Serenadı"nı yazdım: Hem sözleriyle Jane'e seslenen, hem de ezgisinin notaları onun doğum tarihinden türetilmiş olan kişiye özel bir şarkı.

Arkadaşlarla bir araya gelip kaydettik. Doğum gününde paylaşması için video linkini Dick’e gönderdim. Videoyu mum ışığı eşliğinde oynatmasını önerdim ve bu müzik eşliğinde dans edebileceklerini söyledim. Jane hediyeyi aldığında çok mutlu olmuş, tekrar tekrar dinlemişler:)

"Serenade for Jane"i İstanbul'un yetenekli cazcı gençleriyle beraber 29 Mart Cumartesi akşamı KMK Sanat’ta vereceğimiz "Caz Aşkları" konserinde seslendireceğiz (Erenköy, İstanbul). Ekip ve düzenleme videodakinden farklı. Vokalde Efe Erdem, alto saksofonda İsmail Aşkın, bas gitarda Habib Haznedar, bateride Ömer Ardos bana eşlik edecekler. Bekleriz:)

Jane bir buçuk yıldır yakalandığı bir hastalık nedeniyle hareketleri kısıtlanmış halde bir özel bakım evinde. Dick her gün onu ziyaret ediyor. Her şeyde olduğu gibi bu çok yavaş iyileşme sürecinde de beraberler.

Hakan Ali Toker kimdir?

Hakan Ali Toker, 1976 doğumlu, Mersinlidir. İlk adını kullanmaktadır. Piyano çalmaya ve beste yapmaya küçük yaşta başladı. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı çello bölümünde kısa bir başlangıç yapıp, ardından ortaokul, lise ve lisan eğitiminin bir bölümünü Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi'nde okuduktan sonra ABD'de Indiana Üniversitesi Müzik Fakültesi Piyano ve Bestecilik dallarından mezun oldu.

Klasik eğitiminin yanı sıra Caz, Türk müziği ve klasik doğaçlama alanlarında kendi kendini yetiştirdi. Piyanonun yanı sıra kanun, akordeon, klavsen ve org çalmayı öğrendi.

Bugüne kadar 29 ülkede konserler verdi, pek çok yerli ve yabancı eleştirmenin övgülerini aldı. 17 yaşında katıldığı İstanbul Festivali'nde yılın en genç sanatçısıydı. Aynı yıl Ukrayna'da düzenlenen Virtüözler Festivali'nde yer alan ilk Türk sanatçıydı.

2011'de Türk makamlarına göre akortlanmış piyanoyla ilk Türk müziği resitalini veren piyanist oldu. 2022'de yazıp 33 müzisyenle birlikte CRR'de seslendirdiği "Türk Rapsodisi"yle ilk kez tüm çalgılarda makamsal mikrotonalitenin duyulduğu bir senfonik konsere imza atmış oldu.

Türkiye'de "Yaşayan Değerlerimiz" (2013), ABD'de "Yılın Yorumcusu" (2019) gibi ödüllere layık görüldü. Hırvatistan'da "Hırvat-Türk Dostluk" nişanıyla onurlandırıldı.

Hem yorumcu hem besteci olarak, hem klasik Batı müziği hem de caz ve Türk müziği alanlarında eserler veren sanatçının, bu müzik türlerini bazen ayrı ayrı ele aldığı, bazen de sentezlediği pek çok bestesi, düzenlemesi ve albümü vardır.

Yazarın Diğer Yazıları

Müzikli askerlik anıları (1): Emirle Kalkar, Emirle İner

Sözü ve müziği bana ait olan “İçtima Marşı” ve “Emirle Kalkar, Emirle İner”, askerlik deneyimimizle ilgili mizahî ifadeler içerdiği için arkadaşlarda, “bu marşlardan komutanların haberi olsa askerliğimizi yakarlar mı?” şeklinde bir kaygı vardı.

Aşk için müzik (5): Aşk divanında dinlenirken

O yaz o evde bir gece uykuya dalmak üzereyken, uykuyla uyanıklık arası yarı bilinçli halde bir ezgi geldi bana. Bilirsiniz, o anlarda insan rüya görmekle rüyayı kurgulamak (hayal kurmak) arasındadır; dahası duygularla görüntüler birbirine karışmıştır, gördüğünüz veya duyduğunuz şeyler doğrudan duyguların kendisiymiş gibi gelebilir

Bir akordeonla nereye kadar gidilebilir?

Bir seferinde hızımı alamadım, ortada parti falan yokken bir akşam vakti hiç tanımadığım bir evin kapısını çaldım. İçeride gençler vardı. Beni görünce şaşırdılar ve çok mutlu oldular! "A? Gecenin bu saatinde kapımızı bir akordeoncu çalmış! Yaşasın! Gel akordeoncu, çal bize bir şeyler!" dediler

"
"