31 Mart 2025

Müzikli askerlik anıları (1): Emirle Kalkar, Emirle İner

Sözü ve müziği bana ait olan “İçtima Marşı” ve “Emirle Kalkar, Emirle İner”, askerlik deneyimimizle ilgili mizahî ifadeler içerdiği için arkadaşlarda, “bu marşlardan komutanların haberi olsa askerliğimizi yakarlar mı?” şeklinde bir kaygı vardı.

Askere 31 yaşımda gittim. O zamana kadar Amerika’da yaşamış ve iş nedeniyle ertelemiştim. 2006’da yurda döndükten bir buçuk yıl sonra aradan çıkarmaya karar verdim. Üniversite mezunu olduğum için kısa dönem (5,5 ay) yapma hakkımı kullandım. O sırada ikametim Ankara’da, annemle babamın yanındaydı. Askerliğim şansıma İstanbul’a çıktı: önce 1 ay kadar Küçükçekmece Gölü yakınındaki Hamza Günalp Kışlası’nda acemilik, sonra kalan zamanda Harem’de Selimiye Kışlası’nda moral ekibi.

Acemi birliğimde müzik öğretmenliği mezunu birkaç tertibim vardı. Aramızda çabucak doğal bir bağ oluştu. Malum, insan zor koşullarda birbirine kenetlenmeye daha meyilli oluyor. Aramızda küçük bir acapella vokal topluluğu oluşturduk. Devremize istinaden adına “319 Ensemble” dedik:) Bildiğimiz birkaç marşı bu topluluk için düzenledim; oradaki deneyimlerimizden esinlenerek de birkaç yeni marş besteledim, notaya döktüm. Eğitime ara verdiğimizde bir araya gelip bunların provasını yapar olduk.

Bizi çok seven, sanatçıya değer veren bir Pehlivan Binbaşı’mız vardı. Birliğin doktoruydu. Amatörce ut çalıp şarkı söyleyen Mustafa adında bir oğlu vardı. Oğlunun bestelerini bilgisayarda notaya almamı rica etmişti, bu sayede birkaç sefer karlı çamur birikintilerinde sürünmekten kurtulmuştum. Bu notaya alma işi için birkaç meslektaşımın daha yardımı gerekir mi diye sorduğunda safça “Hayır komutanım, tek başıma halledebilirim” demiştim. Oysa “yardıma ihtiyacım var” desem o arkadaşları da sürünmekten kurtarabilirmişim:)

Bir gün 319 Ensemble olarak Pehlivan Binbaşı’nın revirdeki ofisinde toplandık ve grubumuz için düzenlediğim ve bestelediğim marşları söyledik, binbaşı da bizi videoya çekti. Yıllar sonra buldum o kaydı ve izledim. O stresli ve şaşkın halimizle fena detone olmuşuz! Sadece anı değerine istinaden bu kayıttan iki örneği ses dosyası olarak sunuyorum:

Hakan Ali Toker · <a href="https://soundcloud.com/…

Hakan Ali Toker · <a href="https://soundcloud.com/…

İyi bir koro seslendirse de onlardan dinlesek;)

Az kalsın askerliğimizi yakıyorduk

Sözü ve müziği bana ait olan “İçtima Marşı” ve “Emirle Kalkar, Emirle İner”, askerlik deneyimimizle ilgili mizahî ifadeler içerdiği için arkadaşlarda, “bu marşlardan komutanların haberi olsa askerliğimizi yakarlar mı?” şeklinde bir kaygı vardı. Bu kaygıyı tırmandıran yüksek tansiyonlu bir an yaşadık…

Yukarıda bahsettiğim videoyu çekmek üzere birliğin revirinde, Pehlivan Binbaşı’nın ofisinin önünde oturmuş, bekliyoruz. Bir yandan tartışıyoruz: İçtima Marşı’yla Emirle Kalkar’ı da söylesek mi, söylemesek mi? Kimisi söylemeyelim diyor, kimisi kararsız, ben istekliyim. Derken bir yarbay geldi durdu karşımızda. Oturduğumuz yerden ona bakakaldık. Normalde askerde komutanın karşısında ayağa kalkılır. Ancak Pehlivan Binbaşı bize bu kuralın revirde geçersiz olduğunu söylemişti; sırf doktor binbaşı diye önlerinden her doktor geçtiğinde hasta erlerin o haldeyken ayağa kalkması insafsızca olurdu. Biz hasta değildik ama kurala bağlı kalmak adına kalkmakta tereddüt ettik. “Kalksanıza lan!” dedi yarbay, “yerlerinize mıhlamışlar sanki!” dedi. Zınk diye hazır ola geçtik! Elimdeki deftere gözü ilişti. “Ver bakayım şunu” dedi. El mahkum, verdim. O an hepimizin paçaları tutuştu! Tam da korktuğumuz yere gözü takıldı, okudu “Türk askerinin erkeklik kası… Emirle kalkar, emirle iner… Aparat mı oluyor hoca bu?” dedi. “Evet, komutanım” dedim. “Kaldırın o halde!” diye emir verdi. Önümüze bakakaldık. Emir renkli bir ifade eşliğinde daha yüksek sesle tekrar edildi. Dimdik hazır olda kaskatıydık, hiçbir şeyi kaldıracak halimiz yoktu… Komutan güldü ve yoluna devam etti. Olabilecek en sessiz ve derin “oh be!” leri çektik içimizden. Ardından Pehlivan Binbaşı bizi içeri aldı. 1-2 arkadaşımın itiraz eden bakışlarına rağmen emrivaki yaptım ve tartışmalı marşlar dahil hepsini söyledik!

Ne yazdırdı bu marşları?

Acemi birliğinde bir avuç okumuş ve sağduyulu adam olarak, adeta inatçı ve isyankar bir güruh için tasarlanmış bir eğitim programından geçirildik. Düzenli ve dengeli bir spor programı uygulanır sanmıştım; öyle olmadı. Bir takım tüfekli, tüfeksiz hareketleri düzenli yaptık; onlar fena değildi. Ama koşular işkence gibiydi. Çoğumuz okuldan sonra iş nedeniyle askerliğini birkaç yıl ertelemiş, yaşı ilerlemiş, spor yapmayan, kondisyonsuz adamlardık. Bir anda nefessizlikten yığılasıya bir koşuya çıktık. Geride kalanın vay haline! Her gün azar azar tempoyu artırarak yapsak hepimize yararı olurdu. Ancak öyle olmadı; düzensiz aralıklarla birkaç kez yaptık, her seferinde iflahımız kesilesiye… Bize öğretilen hareketleri, yürüyüş komutlarını uslu uslu öğreniyor ve emirlere elimizden geldiğince uyuyorduk. Aramızda itaatsiz yoktu:) Ancak eğitim sahasında ne zaman içimizden biri istemeden bir hata yapsa “istikamet sağınız, solunuz. Dağılın, marş marş!” komutunu alıyorduk. Bunun üzerine dört bir koşarak yana dağılıyorduk. Sonra teğmenin ani ve keskin “Yat!” komutuyla herkes bulunduğu yere yatıyordu. Ardından da “sürün!” komutu geliyordu. Aylardan ocaktı. Etraf kar, erimiş kar suyu ve çamur birikintileriyle doluydu. O soğukta iliklerimize kadar ıslanmış ve üstümüz, başımız çamur içinde yatakhaneye dönüyorduk. Bu durumlar için 7/24 elimizin altında bir çamaşırhane mi vardı? Yo. Kaloriferde kurutuluyordu o ıslak kamuflajlar.

“Yat” ve “sürün” komutları sayesinde mi hata yapan arkadaşlar yapmamayı öğrendi?  Kuşkusuz etkili olmuştur ama bunu öğretmenin daha iyi bir yolu yok muydu? İllaki var. Ama bu gibi durumlar için askeriyenin standart bir açıklaması var: Askerde insan her koşulda emre itaat etmeyi öğrenir. Çünkü savaş koşullarında bunun hayati önemi vardır. Bazen o emir sana hiçbir anlamı olmayan, kimseye faydası olmayan rahatsız durumlar yaşatabilir. Bu zorluklara ve anlamsızlıklara kafa yormadan hızlıca itaat etmen için eğitilirsin askerde. Bir savaş çıkacak olsa sorgusuz itaat becerin sayesinde ülke kurtulabilir. Ama savaş yokken tedbiren bu olası duruma hazırlıklı olman için bile bile anlamsız ve faydasız emirler verirler; basit bir sayım (içtima) için soğukta saatlerce beklemek, bu sayım bina içinde de yapılabiliyorken binanın önünde beklemek, soğuktan kulağını ve boynunu koruyacak ekipmanın olduğu halde emir almadan bunları kullanmaktan kaçınmak veya sapasağlam kaldırım taşlarını söküp tekrar döşemek gibi.

Buna bir itirazım mı var? Haşa! Daha iyi askeri eğitim verilemez mi? Bunun uzmanı ben değilim, bu konuda fikrim olamaz. Ama şarkımı da yazarım, çünkü yaşanmışlık yaşanmışlıktır. :)

Hakan Ali Toker kimdir?

Hakan Ali Toker, 1976 doğumlu, Mersinlidir. İlk adını kullanmaktadır. Piyano çalmaya ve beste yapmaya küçük yaşta başladı. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı çello bölümünde kısa bir başlangıç yapıp, ardından ortaokul, lise ve lisan eğitiminin bir bölümünü Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi'nde okuduktan sonra ABD'de Indiana Üniversitesi Müzik Fakültesi Piyano ve Bestecilik dallarından mezun oldu.

Klasik eğitiminin yanı sıra Caz, Türk müziği ve klasik doğaçlama alanlarında kendi kendini yetiştirdi. Piyanonun yanı sıra kanun, akordeon, klavsen ve org çalmayı öğrendi.

Bugüne kadar 29 ülkede konserler verdi, pek çok yerli ve yabancı eleştirmenin övgülerini aldı. 17 yaşında katıldığı İstanbul Festivali'nde yılın en genç sanatçısıydı. Aynı yıl Ukrayna'da düzenlenen Virtüözler Festivali'nde yer alan ilk Türk sanatçıydı.

2011'de Türk makamlarına göre akortlanmış piyanoyla ilk Türk müziği resitalini veren piyanist oldu. 2022'de yazıp 33 müzisyenle birlikte CRR'de seslendirdiği "Türk Rapsodisi"yle ilk kez tüm çalgılarda makamsal mikrotonalitenin duyulduğu bir senfonik konsere imza atmış oldu.

Türkiye'de "Yaşayan Değerlerimiz" (2013), ABD'de "Yılın Yorumcusu" (2019) gibi ödüllere layık görüldü. Hırvatistan'da "Hırvat-Türk Dostluk" nişanıyla onurlandırıldı.

Hem yorumcu hem besteci olarak, hem klasik Batı müziği hem de caz ve Türk müziği alanlarında eserler veren sanatçının, bu müzik türlerini bazen ayrı ayrı ele aldığı, bazen de sentezlediği pek çok bestesi, düzenlemesi ve albümü vardır.

Yazarın Diğer Yazıları

Aşk için müzik (6): Jane ve Dick

Birbirlerinin gözünün içine gülen gözlerle bakarak “my love” deyişlerinden, birbirlerini ilk günkü aşkla sevdiklerini görebilirdiniz. Dahası, bu sevgiyi, birlikte geçirdikleri zamanın kalitesine gösterdikleri özende görürdünüz

Aşk için müzik (5): Aşk divanında dinlenirken

O yaz o evde bir gece uykuya dalmak üzereyken, uykuyla uyanıklık arası yarı bilinçli halde bir ezgi geldi bana. Bilirsiniz, o anlarda insan rüya görmekle rüyayı kurgulamak (hayal kurmak) arasındadır; dahası duygularla görüntüler birbirine karışmıştır, gördüğünüz veya duyduğunuz şeyler doğrudan duyguların kendisiymiş gibi gelebilir

Bir akordeonla nereye kadar gidilebilir?

Bir seferinde hızımı alamadım, ortada parti falan yokken bir akşam vakti hiç tanımadığım bir evin kapısını çaldım. İçeride gençler vardı. Beni görünce şaşırdılar ve çok mutlu oldular! "A? Gecenin bu saatinde kapımızı bir akordeoncu çalmış! Yaşasın! Gel akordeoncu, çal bize bir şeyler!" dediler

"
"