09 Mart 2025

Asıl tarih kadınların hayatlarında saklıdır

Feda ve kurban kavramı mitolojide genellikle eril bir zihniyetin ürünüdür. Bu nedenle odağında kadınların olduğu bütün anlatılara yok edilmenin damgasını vurduğunu söyleyebiliriz. Oysa var oluşun, üretmenin, yaratının temelinde kadın vardır

Çanakkale'de, Troya Vakfı Arkeoloji Kütüphanesi'nde daimi sergilenen ve izleyenleri hemen etkisine alan bir fotoğraf sergisi vardır. Fotoğraf sanatçısı Pınar Yolaçan'ın tasarlayıp çektiği ve Çanakkale Bienali'nde izlemeye sunulan fotoğraflar Troya bölgesi kadınlarını konu alır; saçları üzüm salkımlarındandır. Bu fotoğrafların yalın gibi görünen tasarımı bir anda sizi büyüleyevirir. O kadınların bakışlarında, yüz çizgilerinde bin yılı okursunuz; dikkatle izlediğinizde. Sanki kederli bir tarihi fısıldar gibidirler. Hatta denebilir ki söz konusu keder olunca, asıl tarih kadınların hayatlarında saklıdır.

Kederli bir tarih... Troya Savaşı, anlatılara göre kadınlar üzerinden yapılan bir savaştır. Bakmayın Agamemnon'un, Akhilleus'un, Hektor'un ve diğerlerinin yiğitlik gösterilerine. Belki herkes öldü, şehir yandı yıkıldı ama iki tarafta da en büyük kahrı kadınlar çekmişti. Akha ordularının komutanı Agamemnon, savaşı kazanabilmeleri için kızını kurban etmişti. Kaynaklar, İphigenia'nın öldürülmeden önce annesine şöyle seslendiğini yazar: "Kendi arzumla ölmeyi kabul ediyorum ve bunu korkmadan, onurumla yapacağım (...) Hayatımı ülkem uğruna feda ediyorum. Alın tanrıçaya sunun bedenimi..."

Troyalı kadınlar

Bir şehrin zenginliğini yağmalamak için "kaçırılmış bir kadını" Helen'i bahane eden Akhalar, on yıl süren savaş sonunda Troya'nın bütün zenginliğine el koyup ülkelerine dönmek için hazırlanırlarken, söylencelere göre, savaşçı Akhilleus'un ruhu mezarından yükselir ve sağ kalanlara seslenir: "Troya Kralı Priamos'un küçük kızı Poliksena'yı bana kurban etmezseniz gemilere yüklediğiniz mücevherler, zenginlikler memleketinize varmadan denizin dibini boylayacaktır."

2018'de, Troya Yılı nedeniyle belgesel filmini de yaptığımız Poliksena, Euripides'in anlattığına göre yakalanıp Akha ordusu önüne getirilir. Akhilleus'un oğlu kılıcını çeker. Çevredeki gençlere kızı kollarından tutmalarını işaret eder. Bunu anlayan Poliksena itiraz eder; öfkeyle ve gururla söyler son sözlerini: "Ey ülkemi harap eden Argoslular, ben kendi isteğimle ölüyorum. Hiç kimse vücuduma el sürmesin. Cesur bir kalple boynumu uzatacağım. Tanrılar adına beni serbest bırakınız, serbest bırakınız ki kılıç darbelerinizin altında, köle değil özgür bir kadın olarak öleyim."

Feda ve kurban kavramı mitolojide genellikle eril bir zihniyetin ürünüdür. Bu nedenle odağında kadınların olduğu bütün anlatılara yok edilmenin damgasını vurduğunu söyleyebiliriz. Oysa var oluşun, üretmenin, yaratının temelinde kadın vardır.

New York'ta yaşayan Fotoğraf sanatçısı Pınar Yolaçan da klişe anlayışlardan, alışılmış bakıştan arındırılmış bir kadın kavramı üzerinden eserler üretiyor. Sözünü ettiğim Troyalı kadınlar dışında, İngiltere'de, Mother Goddess (Ana Tanrıça) adıyla Baronbooks tarafından yayımlanmış kitapta da kadınları kullanmış. Kitabın önsözünü yazan Charlotte Jansen, Yolaçan'ın fotoğrafları için kadının güzelliğine ilişkin Batı dünyasının algısına bir tepki, kadın bedenine gösterilen saygı nitelemesinde bulunuyor.

Ana Tanrıça kitabından örnek

Yolaçan, İda serisi için şunları söylüyor: "2008'de, Çanakkale'de çekildi. Fransa'daki Türk Yılı kapsamında büyük bir sergi için benden bir proje istenmişti. O sene Yapı Kredi Kazım Taşkent Galerisi'nde Meryem adlı portre serimi sergilemiştim ve eş zamanlı olarak alt katta Vedat Nedim Tör Müzesi'nde 'Afrodisias’tan Roma Portreleri' adlı sergi vardı. O yaz Afrodisias'ı ziyaret etme şansı buldum. Güzellik tanrıçası Afrodisias'tan adını alan bu antik kent, Roma İmparatorluğu'nun heykel okulu. Burada, girişindeki meyve halatları ile süslenmiş yüz frizlerini yakından görme ve araştırma fırsatım oldu. Bu frizler her ne kadar 'maske' olarak düşünülmüş olsa da günümüz halklarının yüzlerini anımsatıyordu. Buradaki eserler, Roma İmparatorluğu'ndaki diğer heykel okulları gibi, Batı sanatında, Greco - Helenistik dönemden bugüne kadar gelen 'güzellik' estetiğini oluşturdu. Bu Roma halklarının Çanakkale bölgesinde de Troya, Assos gibi kentlerde ve Kaz Dağları çevresinde yaşadığını biliyoruz. Kaz Dağları civar köylerinden Yörük ve Türkmen kadınlar ile bu projeyi gerçekleştirdim. Günümüzde Avrupa’da ayrı bir tarihsel coğrafya olarak anılan Anadolu insanı ile ilgili bir stereotip var; kara kaşlı, kara gözlü' gibi. Halbuki topraklarımızda farklı halklardan çok farklı yüz tipi var ve bu heykellere pek çoğunun tarih boyunca ilham verdiğini düşünüyorum."

İda Kadınları
İda Kadınları serisinden

Mother Goddess (Ana Tanrıça) adlı kitabında Yolaçan, kadın bedenini tarihsellik imgesi ile buluşturarak özgün bir yorum oluşturmuş. Kitaptaki fotoğraflar Kibele'nin bir yansıması ya da ona bir gönderme. Fakat her biri başka bir şeye işaret ediyor, duruşları ve giyimleri ile. Pınar Yolaçan bunu "Taş Gibi ve Ana Tanrıça serileri benim arkeolojiye olan ilgimle birlikte doğurganlık kültlerini araştırmamla başladı. Bunların içinden Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde bulunan ve Hacılar bölgesinden çıkarılan Ana Tanrıça idolleri özellikle ilham aldığım eserler. Ana Tanrıça projesini Çanakkale'de, İda projesini takiben 2009 senesinde çektim. Yine Çanakkale ve Kaz Dağları civar köylerinden kadınlar ile çalıştım. Onların vücut hatları tamamen bu heykellerinki gibiydi. Fotoğrafların ise müze dükkânlarında satılan kartpostallar gibi olmasını istedim; yani hangi ebatta olduğunu bilmediğiniz, iki boyutlu objeler gibi adeta. Kıyafetleri tulum şeklinde tasarladım, kadınların ölçülerini alıp, Çanakkale'deki terzilerle birlikte farklı heykelciklerin üzerindeki taş, mermer, altın gibi efektleri verecek kumaşlardan seçtim. Ayrıca araştırmamda farklı müze koleksiyonlarında bulunan ve de Marija Gimbutas'ın kitaplarında da yer verilen antropomorfik figürler de vardı. Kadın bedeninin sanat tarihi boyunca farklı betimlemeleri içerisinde neolitik Ana Tanrıça arketipleri adeta bugün 'beden olumlama' olarak tanımlanan ama aslında coğrafyamızın kadınlarının bir norm ve konu olduğu, tek, dönem eserleri."

Ana tanrıça kitabından

Emeği için, daha güzel bir dünya için mücadele eden kadınların yanı sıra, tarihin sisli bölgelerine çekilmiş kadınları da anarak, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü kutlarım.

İbrahim Dizman kimdir?

1961'de, Çanakkale'de doğdu. Ankara Üniversitesi'nde, Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde Türk Dili, Güzel Sanatlar Fakültesi'nde Yaratıcı Yazarlık dersleri verdi.

1983'ten beri çeşitli kültür-sanat ve edebiyat dergilerinde eleştiri-röportaj, değerlendirme ve kültür tarihi üzerine inceleme-araştırma yazıları yazdı.

İbrahim Dizman'ın ikisi roman olmak üzere yayımlanmış 20 kitabı var; bir kitabı Yunancaya da çevrildi.

Dizman'ın yönetmenliğini yaptığı 4 belgesel film de bulunuyor.

Sahnelenmiş iki tiyatro oyunu bulunmakta. Ayrıca, çeşitli sahne gösterileri de hazırladı ve uyguladı.

Kültür Bakanlığı Roman Başarı Ödülü, Behzat Ay Ödülü ve Genel-İş Abdullah Baştürk İşçi Ödülü sahibi de olan Dizman, çeşitli yıllarda Çağdaş Türk Dili ve Roman Kahramanları dergilerinin yayın yönetmenliğini ve editörlüğünü yürüttü. Türkiye PEN üyesidir. 

Kitaplarından bazıları:

Suyun ve Rüzgârın Şehri Çanakkale, İletişim Yayınları, 2020

Aşrı Memleket Trakya (T. Bilecen'le birlikte), İletişim Yayınları, 2018

Adı Başka Acı Başka (Karadeniz'in Son Ermenileri), İletişim Yayınları, 2016

Kardeşim Gibi (A. Papadopulos ile birlikte), Heyamola Yayınları, 2016

30 Yıl 30 Hayat (Ç. Sezer'le birlikte), İmge Kitabevi Yayınları, 2010

Başka Zaman Çocukları (roman), 2007, Heyamola Yayınları, 2007

Denize Düşen Dağ (monografi), 2006, Heyamola Yayınları, 2006

Belgesel filmleri: 

Kardeş Nereye: Mübadele, senaryo yazarlığı ve danışmanlık (yön: Ö. Asan), 2010

Oyunlarla Yaşayan Şehir, yönetmen, 2012

Hrant Amca: Memlekete Dönüş, yönetmen, 2016

Poliksena: Kız Öldün, yönetmen, 2018

Yola Gelmeyenler, yönetmen, 2020

 

Yazarın Diğer Yazıları

O romandaki hayali belki gerçek yapmaya

Biz yürüdük, çocuklarımız yürüdü, onların çocukları da omuzlarda ya da ana babalarının yanında yürüyor şu günlerde. O çocuklar da büyüyecek ve muhtemelen yine aynı duygularla yürüyecekler. Ya onların da çocukları? Bu hep böyle mi gidecek?

Uzun, ince yolu gece giden ozan

Yıllar sonra türkülerdeki derinliği, taşıdıkları birikimi anladıkça, Åşık Veysel'i tanıdıkça çözdüm: O adamın kalbine seslenmek, gündelik sorunlarına değinmekten çok daha değerliydi

Kemani Kevser Hanım'dan Marika Papagika'ya Çanakkale Türküsü

Marika Papagika, eşiyle işlettiği ve kendisinin şarkılar söylediği gece kulübünde, hayranlarının ve yurttaşlarının tepkisinden çekinmeden, savaşa inat, Yunancanın yanında Türkçe şarkılar da söylemeye başlayarak iki halkın ihtiyacı olan barıştan yana tutum alır

"
"