İngilizler hava durumu açısından kadersiz bir ülkede yaşadıkları için en ufak bir güneş gördüklerinde hemen evlerin küçük arka bahçelerinde parti yaparlar; bol Pimm’s (cin bazlı, baharatlı ve hafif alkollü bir içki) eşliğinde mangal partileri. Fakat iklim acımasızdır, bir anda yağmur indiriverir yine. Mary ve Roland işte böyle havanın oyunlar oynadığı bir partide tanışırlar. Mary üniversitede çalışan bir fizikçi, Roland ise yaşadığı binanın çatı katına kurduğu tek bir arı kovanıyla bal sektörüne adım atmış bir arıcı. Peki kuantum fiziği, paralel evrenler, parçacıklar ve sonsuz olasılıklar söz konusu olduğunda bu iki kişinin tanışması ne gibi ihtimallere evrilebilir?

Kaos, İngiliz yazar Nick Payne’in Takımyıldızları isimli oyununu sahneliyor. 2012’de yeni, genç, alternatif yazarların oyunlarını önemsemesiyle bilinen Royal Court’ta prömiyer yaptıktan sonra 2015’te Jake Gyllenhall ve Ruth Wilson’la Broadway’de de sahnelenmiş, çeşitli ödülleri ve ödül adaylıkları var. Hikâye aslında çok basit bir “kız oğlanla tanışır, aşık olurlar ve olaylar gelişir” örgüsünden oluşmakla birlikte onu son derece özgün ve başarılı kılan, kuantum fiziği ve paralel evrenler konseptinden ilham alan yapısı.

Oyunun başında kafamız karışıyor, sahnede iki oyuncu sürekli farklı ruh hallerinde aynı replikleri tekrarlıyorlar ve tekrar eden repliklere rağmen her şey çok hızlı değişiyor. Yavaş yavaş, kadın karakter teorik fizik mesleğini Roland’a romantize ederek ve basitleştirerek anlattıkça, olayın bir “sıradan bir aşk hikayesi kaç farklı şekilde yaşanabilir, ihtimaller nelerdir” kurgusuna sahip olduğunu anlıyoruz. Eğer çok dikkatli izlerseniz, yazarın giriş, gelişme ve sonuçtan oluşan tek bir lineer ihtimali asıl yaşanmış hikaye olarak sunduğuna ayabilirsiniz. Fakat 70 dakika boyunca tanışma, aldatma, ayrılma, tekrar karşılaşma, barışma ve bir beyin tümörüyle trajikleşen öyküde karakterler türlü çeşit farklı ihtimali oynuyorlar; ruh halleri ve karakter geçişleri çok hızlı, Özge Erdem ve Kemal Kayaoğlu bu zorlu oyunculukların altından çok başarılı bir şekilde kalkıyor. Geçişler ışıkla, ufak aksesuar ya da dekor değişimleriyle net işaretlenebilirdi de ve bu seyirci için işleri kolaylaştırırdı ama metnin amacına aykırı düşerdi belki de, çünkü Payne’in bu oyunda niyeti belli ki seyirciyi ne olup bittiğini çözene dek bu sonsuz ihtimaller labirentinde kaybetmek.

Sahne tasarımı (Sıla Karakaya) minimalist; ayaklı aynamsı altı adet obje ve iki şeffaf sehpa kullanılmış. Işık (Kemal Yiğitcan) “ihtimal geçişleri”ne dair bazen ipuçları veriyor. Fakat ikisi de bu formatı karmaşık, kendisi son derece minimalist fakat özünde umutsuzca romantik bir oyun için sanki biraz fazla yalın. Ses tasarımı ise (Utkan Akçay) oyunun dünyasına en çok katkıda bulunan tamamlayıcı öğe. Fakat sonuçta hızlı, değişken oyunculuk odaklı bir metin ve oyuncular zor işlerinin altından başarıyla kalkıyorlar. Oyunun sonunda sonsuz ihtimaller içinden seçilenleri ve sonuçlarını net ortaya koymamakla birlikte, karmaşık labirentin içinden çıkış yolu sunan bir biçimde hem de…
Kaos, oyunun yönetmeni Özge Erdem ve çevirmeni Kemal Kayaoğlu tarafından 2023’te kurulmuş, tiyatro başta olmak üzere sanat alanında üretim yapan bir oluşum. Takımyıldızları benim izlediğim ilk işleri ve metin seçimi, oyunculuk, sahneye taşıma anlamında gayet başarılılar.

Bir aşk öyküsü olmakla birlikte “kader eğer sonsuz ihtimallerden yapılan seçimlerle şekilleniyorsa özgür irademize bağlı demektir”, o zaman her birimiz kendi hayatlarımızın küçük tanrıları mıyız? Çoklu evrenlerden evren beğenirken doğru seçimi yapıp yapmadığımızı nereden bileceğiz” gibi felsefi sorgulamalara iten, kuantum fiziği dünyasının romantik ve biraz hüzünlü bir aşk hikayesiyle harmanlandığı bu sade, naif ve samimi iş sezonun kaçırılmaması gerekenlerinden.
“Takımyıldızları” 4, 11, 18 ve 25 Nisan’da (cuma günleri) 20.30’da Minoa Pera’da.
Zeynep Aksoy kimdir?
Zeynep Aksoy İstanbul’da doğdu. Sankt Georg Avusturya Lisesi’nden sonra ABD’de University of Rochester ve Eastman School of Music’te müzik ana dal, sahne sanatları ve sanat tarihi yan dallarında lisans eğitimini tamamladı.
ABD’nin en prestijli üniversitelerinden Brown University’de tiyatro çalışmaları alanında yüksek lisans yaptı. Bir süre New York’ta çeşitli tiyatro ve film şirketlerinde çalıştıktan sonra Türkiye’ye dönüp Radikal İki ve Milliyet Sanat’ta sahne sanatları eleştirileri yazmaya başladı.
20 yıla yakın eleştirmenlik kariyerinde basılı neredeyse her medyada yazıları yayımlandı. “Denizkızı” adlı romanı 2003’te yayınlandı.
T24’teki Haftalık yazıları dışında Milliyet Sanat’ta opera bale yazıları, #tarih dergisinde sinema ve dizi yazıları yayınlanıyor.
Bu aralar bir oyun, bir film ve bir dizi senaryosu üzerine çalışıyor. Boş zamanlarında geziyor, çiziyor ve müzikle uğraşıyor. İki köpek üç kedi annesi…
|