03 Nisan 2025
Öğrenciler, demokratik protesto hakkını kullandıkları için hapiste…
Pek çok belediye başkanı ve bürokratları da somut, sabit delil olmadan, gizli tanık ifadeleriyle özgürlüklerinden oldular…
Bir partinin eski eş başkanları AİHM kararına, bir parti milletvekili AYM kararına rağmen serbest bırakılmadılar… Üstelik Anayasa’nın net emredici hükmüne rağmen…
Gazeteciler ya başları üstünde sallanan ‘Demokles’in kılıcı’ ile süren davalar ya da bileklerinde elektronik kelepçeyle ev hapsinde…
İktidarı eleştiren televizyon kanallarına para cezasından 10 gün ekran karartmaya daha önce görülmemiş cezalar yağıyor.
Sanatçılar işsiz bırakılma, tutuklanma gibi tehditlerle baskı altında. Davalar açılıyor ya da artık kanallarda sana rol yok diye dışlanıyorlar…
İş insanları hem de en etkililerinin başındakilerin hakkında davalar var, yurtdışı yasakları da…
Sendikalar büyük bir baskı ve kıskaç altında…
Barış Akademisyenleri’nden KHK’lılara, yıllardır adalet arayanlardan, kapatılan üniversiteden üniversitelere kayyum rektör atamaya akademiye baskı…
Ekonomide yanlış politikalar sonrası ortaya çıkan krizin faturasını çalışanların-emeklilerin sırtına yıkıldı…
Ana muhalefetin cumhurbaşkanı adaylığı için öne çıkan adayının oylanması için örgütünü sandığa çağırdığı günden 5 gün önce başlayan bir operasyonla 12 saat içinde önce diplomasının iptali, ardından yolsuzluk, terör iddialarıyla gözaltına alındı ve tutuklandı...
Her güne yeni bir operasyonla uyanma ya da televizyonlarda yandaşlarca ilan edilen listelerde sayılan, hedef gösterilen isimler…
Toplumun geniş kitlelerini yoksulluktan hukuksuzluğa aynı fotoğraf karesinde buluşturan bir iktidar…
Bazen kelimelere değil verilere bakmak gerekiyor. TEPAV’ın araştırmasına göre Türkiye hukuk anlamında Abdülhamit dönemine geri döndü. Güven Sak’ın araştırma sonucunu ve tespitini buraya not olarak vermek istiyorum. (Benim bu araştırmadan gazeteci Murat Yetkin’in köşe yazısıyla haberim oldu.) Şöyle diyor Dr. Güven Sak:
“Cumhuriyetle birlikte hukukun üstünlüğü/kural hakimiyeti endekslerinde durumumuz toparlanmaya başlıyor. Nedir kural hakimiyeti? Düzen demektir. Her an her şeyin olabileceği bir ülke olmamak demektir. Birincisi, ülkede her konu kurallara bağlı demektir. İkincisi, kurallar herkese eşit bir biçimde uygulanıyor demektir. Üçüncüsü ise kuralların nasıl değişeceği de kurallara bağlıdır. Futbol diye maça başlayıp rugby’ye geçilmeyecek demektir. Türkiye, 1965 Demirel iktidarları ile endekslerde toparlanırken sonra 1970’lerde 1980’lerde askeri darbelerle çukura düşüyor. Ama hiçbir çukur doğrusu bizi 2008’den sonraki gibi Abdülhamid dönemine geri götürmemişti. Şimdi geldik. Endeks öyle diyor. Bakın bu kötü her şeye rağmen beklediğimiz ekonomik toparlanma süreci açısından. Buradan enflasyon düşüşü çıkmaz, şimdiden söylemiş olayım.”
Demokratik protesto hakkını kullananları ‘isyandan darbe girişimine’ suçlamaya çalışmadan boykotu ‘ekonomiyi çökertme girişimi olarak’ tanımlamaya… Ekonomide ‘faiz sebep enflasyon’ sonuç önermesiyle başlayan, kurların ve enflasyonun patlatıldığı, Kur Korumalı Mevduat ile servet transferi (hesapların 3 trilyon 401 milyar olduğu dönem bile oldu) yapıldığı, ortaya çıkan faturanın yoksul ve orta sınıflara çıkarıldığı yakın dönem ne çabuk unutuldu… Yıllar önce MÜSİAD Başkanı iken ‘ötekileştirildikleri’ tezini haklı olarak dile getiren isim bakan olunca, gücü eline geçirince tüketmeme kararını alanları ‘azgın azınlık’ olarak nitelendirirken hiç mi geçmişini hatırlamadı? İktidarın birliği haline getirdiği TOBB’u, çeyrek asırdır ‘yöneten’ hiçbir eleştiride bulunmayan isim, memleketin yıllarını çalan başta KKM hiçbir uygulamasına itiraz etmezken bir günlük boykotla mı ekonominin geleceğinden endişe duydu?
Bu ülkede iktidara itiraz eden herkesin, ‘terörist, hain, ajan, beşinci kol’ olarak tarif edilmesi, en sıradan hakkı bile kullanırken karşısına kolluk ya da yargının çıkartılması çok mu normal?
Sokaklardaki demokratik protestoları ‘emperyalizmin oyunu’ olarak anlatanlar, ‘fiili toprak talebini bile normalleştirmeye çalışan’ emperyalizmin ana oyuncusu Trump ile iktidarın yakınlık arayışını, karşılıklı ‘iyi lider’ göndermelerini nasıl tanımlayacaklar? Avrupa’nın ‘Rusya’ya karşı koruma kalkanı’ olarak kurmaya çalıştığı yeni güvenlik gücünün ana oyuncularından birini Türkiye olarak görmesi sebebiyle suskunluğunu eleştirmenin bile ‘mandacılık’ sayılması inandırıcı mı?
CHP’nin demokrasi sınırları içinde hak mücadelesi sınırlarını genişletme çabası belli bir karşılık bulmuş gözüküyor. Öte yandan başta bakanlar özellikle boykot konusunda kendileri de sahaya çıkmış durumdalar.
İktidarın diğer ortağı MHP’ye gelince. Partinin genel başkanı Devlet Bahçeli’nin üç gün boyunca Türkgün’de yazdıkları ilginçti. Yazılardan birinde özellikle CHP’yi hedef alarak sokak olaylarıyla ilgili ağır cümlelerle eleştirdi, hatta ‘uyardı’. Ancak bir üçüncü yazı vardı ki üzerinde durmaya değer. ‘Her parti Türkiye partisi olmalı’ başlıklı yazıda öne çıkan iki kısım var bana göre. Birincisi daha beklenen satırlar:
“Türkiye partisinden beklenenler şunlar olabilecektir:
-Türk devletinin kuruluş ilkelerine, Cumhuriyetin temel niteliklerine bağlılık.
-Türkiye’nin hukuk düzenine uygun hareket etme.
-Ortak tarih, kültür ve medeniyete, gelecek tasavvuruna, birlikte yaşama iradesine güçlü vurgu, tasada ve kıvançta bir olma yönünde duygudaşlık.
-Vatandaş odaklılık
-Bölgesel veya belirli kimlikler üzerinden değil Türkiye’nin bütününe yönelik toplumsal sorunlara odaklanan bir siyaset anlayışının egemen olması
-Milli birliği içselleştirme
-Terörü ve şiddeti bir yöntem olarak görmeme, amaçları için terörü yöntem olarak görenleri lanetleme
-Türkiye’yi temsil noktasında milli hedef ve politikalara göre hareket etme
-Türkiye’nin gelişmesi, kalkınması, daha müreffeh bir ülke olması, huzur ve güvenliği, beka ve birlikteliği için çalışma
-Bölücü, dışlayıcı, toplumu kışkırtıcı, tahrik edici, ayrıştırıcı dil kullanmama
-Anayasal düzene, hukuk normlarına uygun söylem geliştirme
-PKK, FETÖ, DEAŞ gibi terör örgütlerini meşrulaştırmama
-Kimlik siyasetini öne çıkarmak yerine kapsayıcı Türk vatandaşlığı üzerinde mutabakat
-Türkiye’nin birliği, bekası ortak geleceği ve güçlü Türkiye için çaba sarfetme
-Siyasete katılımı artırma, teşkilatlarında çeşitliliği sağlama
-Etnik temelli siyaseti çağrıştıran unsurlardan vaz geçme
-Devlet kurumlarıyla iletişimi güçlendirme
-Devlet karşıtı politika ve söyleme son verme
-Parti programlarında istiklal marşı okuma, Türk bayrağı asma gibi ritüelleri yerine getirme
-Kurucu değerlere Atatürk’e sahip çıkmak
-Şehidine ağlamak, milli maç galibiyetine sevinmek
-Milli sınırlar içinde üniter yapıda birlikte yaşama iradesine inançla bağlı olmak, tek devlet, tek millet, tek vatan tek bayrak ta birleşmek, anayasanın ilk üç maddesindeki kurucu ilkere sadık olmak
-Güçlü Türkiye ve müreffeh toplum için politika geliştirmek
-Kısaca Önce ülkem ve milletim diyebilmek hep birlikte Türkiye’ye inanmaktır.”
İkinci bölüm ise ‘özgürlükler üzerinden yeni bir inşadan’ bahsediyor. Aynen aktarıyorum:
“Evrensel demokratik normlara göre de demokratik siyaset, bireylerin ve toplumun ortak yaşamını düzenleyen bir yönetim biçimidir ve hukukun üstünlüğü, halkın katılımı, temel hak ve özgürlüklerin korunması gibi unsurlar üzerine inşa edilir. Sadece belirli bir kesimin değil, milli hedef ve ilkeler doğrultusunda tüm toplumun çıkarlarını gözeten kapsayıcı bir yönetim anlayışını benimser.
Bu amaçla destekleyici mevzuat adımları da atılabilecektir.
.Temsili ve katılımcı demokrasiyi güçlendirmek.
• Farklı toplumsal kesimlerin, inanç gruplarının ve etnik kimliklerin siyasal sistemde temsil edilmesini sağlamak.
• Demokratik çoğulculuğu korumak,
• Yolsuzluğu önlemek ve hesap verilebilir bir yönetim anlayışı oluşturmak. Kamu alanında keyfi yönetimi engellemek.
• Kamu kaynaklarının adil ve etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamak.
• Ekonomik eşitsizlikleri azaltmak ve fırsat eşitliğini sağlamak.
• Temel insani taleplere duyarlı olmak,
• Eğitim, sağlık, adalet, güvenlik ve sosyal haklara erişimi güvence altına almak.
• Düşünce, ifade, inanç ve örgütlenme özgürlüğünü garanti altına almak.
Bu hedefler doğrultusunda kurulan bir demokratik siyasal sistem, barış, istikrar ve sürdürülebilir kalkınmayı sağlayacak bir altyapı da oluşturacaktır.”
Yukarıda ana başlıklarını verdiğim Bahçeli’nin ‘destekleyici mevzuat adımlarını’ mevcut sistemin, yargı eliyle şekil verilmeye çalışılan siyasetin sürdürülmesinin zor olduğunun, devletin bir kısmı tarafından düşünülmeye başladığı şeklinde okuyabilir miyiz? Bahçeli’nin 2024 Ekim ayında başlattığı Kürt sorununu çözüm merkezli siyasetin, 19 Mart’ta ağır bir darbe yediğinin bir neticesi olarak anlayabilmek mümkün mü? DEM heyeti ile MHP’nin bayram ziyareti sırasında yaptıkları görüşmede MHP Genel Başkan Yardımcısı Zuhal Topçu’nun DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan ile diyaloğunda sarf ettiği cümle kritik:
“Niyetimiz halis, akıbet de halis olacaktır. Biz buna inanıyoruz. Özellikle vurgulamak istiyorum.”
Bitirirken…
Elbette bu satırları okuyanlar Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile MHP Lideri’nin birbirine çok yakın olduğunu, kimi kritik kararlarda yan yana durduklarını bilmiyor musun diyebilir. Haklılar da… Ancak Bahçeli’nin Türkgün’de yazdığı yazıyı ileriki dönemlerde daha farklı tartışmaların habercisi olarak da düşünebiliriz. Şurası bir gerçek ki, 19 Mart bu iktidar için de Türkiye için de CHP ve toplumsal muhalefet açısından da yeni bir kapı açmış gözüküyor.
Murat Sabuncu kimdir?Murat Sabuncu İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Protohistorya ve Ön Asya Arkeolojisi bölümünü bitirdi. Boğaziçi Üniversitesi'nde İşletmecilik Sertifikası programını tamamladı. İstanbul Ticaret Üniversitesi'nde Medya ve İletişim Sistemleri konusunda yüksek lisans yaptı. Dergi, gazete, radyo, televizyon, internet haber sitelerinde muhabirlik, editörlük, yayın koordinatörlüğü, genel yayın yönetmenliği, köşe yazarlığı yaptı. En uzun süre Milliyet gazetesinde çalıştı. Tempo dergisinde genel yayın yönetmenliği, Fortune dergisinde kurucu yönetmenlik yaptı. Skytürk 360'da ekonomiden politikaya değişik programlar hazırladı, sundu. Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni oldu, ikinci ayında tutuklanıp Silivri Kapalı Cezaevi'ne gönderildi. Hapsedildiği cezaevinde 1,5 yıl tutuklu kaldı. T24'te köşe yazarlığı, yapıyor. 2016 yılından beri pasaportu ve sürekli basın kartı verilmiyor. Yargıtay'ın iki kere verdiği beraat kararına rağmen 7,5 yıl hapis cezası talebi içeren dosyası, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nda bekliyor. Bölgeden tanıklıklarını ve izlenimlerini "Gazze: Mahsuscuktan Bir Aşk Hikâyesi" adıyla yayımlanan kitabında paylaştı. Sedat Simavi Gazetecilik Ödülü ve Ayşenur Zarakolu Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü sahibi. Sorbonne'da hukuk doktorası yapan avukat oğlu, Nuri isimli bir kedisi var. |
CHP bundan sonra sokaktan aldığı geri dönüş, bilgi ve enerjiyi siyasete aktararak sadece giderek önemini yitiren Meclis’e sıkışmayan, sokak, meydan, çarşı; yani kısaca kamusal alan ile koordineli ve yerel örgütlenmelerle bir süreç yürüteceği mesajını veriyor. CHP kalabalıkların yaydığı enerjiyi hissediyor. Sosyal medyadan, Meclis’teki kısır tartışmalardan ‘halk parti’sine dönüşüyor...
23 yıllık iktidarın hukuktan gelir dağılımına yarattığı gerileme-çöküş, gelecek endişesinin ortaya çıkardığı duruma demokratik hakkıyla itiraz eden gençlere layık görülen, şiddet, gözaltı ve hapis öyle mi?
CHP üyesi olmayan milyonlar dayanışma sandıklarına aktı. Bu arada yaşananlara itiraz edenler sadece CHP’liler değil. Muhafazakarlar, milliyetçiler, Türkler, Kürtler, Aleviler, Sünniler… Bu ülkenin huzur-barış içinde bir arada yaşamak isteyen makul çoğunluğu…
© Tüm hakları saklıdır.